Yazar: 10:54 am Köşe Yazıları

Pembe kızların, mavi erkeklerin mi?

Bir bebek mağazasına girildiğinde ilk dikkat çeken şey, ürünlerin keskin bir şekilde iki renge ayrılmasıdır: Pembe ve mavi. Pembe kız çocuklarına, mavi ise erkek çocuklarına atfedilir. Bu ayrım, çoğu kişi tarafından doğal ve biyolojik bir farklılık gibi algılansa da aslında tarihsel olarak oldukça yeni ve toplumsal olarak inşa edilmiş bir uygulamadır. Renklerin cinsiyetle ilişkilendirilmesi, bireylerin daha çocukluk döneminden itibaren toplumsal cinsiyet rollerine yönlendirilmesine katkıda bulunmaktadır.

Renklerin tarihi

Günümüzde yaygın olarak kabul edilen pembe-kız ve mavi-erkek ayrımı, 20. Yüzyılın ortalarına kadar bugünkü anlamını taşımıyordu. 1900’lerin başında pembe rengin erkek çocuklarına daha uygun olduğu düşünülmekteydi. Bunun nedeni, pembenin kırmızının daha açık tonu olarak görülmesi ve kırmızının güç, cesaret ve dinamizmle ilişkilendirilmesiydi. Buna karşılık, mavi renk daha sakin ve narin olarak algılandığı için kız çocuklarına öneriliyordu.

Görsel kaynak: eksiseyler.com

1918 yılında yayımlanan bir çocuk giyim dergisi, erkek çocukları için pembe, kız çocukları için ise mavi rengin daha uygun olduğunu belirtmiştir. Bu durum, renklerin cinsiyetle ilişkilendirilmesinin biyolojik değil, kültürel ve değişken bir olgu olduğunu göstermektedir. 1940’lı yıllardan itibaren ise bu renklerin anlamı tersine dönmeye başlamıştır. Bu değişimde en önemli etkenlerden biri tüketim kültürünün gelişmesi ve pazarlama stratejilerinin dönüşmesidir.

Üreticiler, ürünleri cinsiyetlere göre ayırmanın satışları artıracağını fark etmişlerdir. Böylece bebek kıyafetleri, oyuncaklar ve diğer çocuk ürünleri cinsiyete göre kategorize edilmeye başlanmıştır. Bu durum, ailelerin bir çocuktan diğerine eşyaları aktarmasını zorlaştırmış ve tüketimi artırmıştır. Pembe ve mavi ayrımı, ekonomik çıkarlarla desteklenerek toplumsal norm haline gelmiştir. 

Renklerin toplumsal cinsiyetle sınırlandırılması

Renklerin cinsiyetle ilişkilendirilmesi yalnızca estetik bir tercih değildir; aynı zamanda çocukların kişilik gelişimini ve toplumsal rollerini etkileyen bir süreçtir. Pembe renk genellikle narinlik, duygusallık ve sakinlikle ilişkilendirilirken, mavi renk güç, hareketlilik ve liderlikle bağdaştırılmaktadır. Bu durum, kız çocuklarının daha pasif ve duygusal rollerle, erkek çocuklarının ise aktif ve lider rollerle özdeşleştirilmesine sebep olur.

Oyuncak seçimleri, kıyafetler ve sosyal beklentiler aracılığıyla bu ayrım çocukların dünyasını şekillendirir. Böylece toplumsal cinsiyet rolleri, erken yaşlardan itibaren normalleştirilmiş olur. Bu ayrımın günümüzde hâlâ devam etmesinin en önemli nedenlerinden biri, toplumsal alışkanlıkların güçlü olmasıdır.

Görsel kaynak: onurmetin.com.tr

Reklamlar, medya ve aile yapıları bu renk kodlarını sürekli yeniden üretmektedir. Ebeveynler çoğu zaman farkında olmadan bu sistemi sürdürmekte, erkek çocuklarına pembe renk seçmekten kaçınmakta veya kız çocuklarının mavi tercihlerini sınırlamaktadır. Oysa çocuklar belirli renk tercihleriyle doğmaz; renklerin anlamları toplum tarafından öğretilir.

Pembe ve mavi renklerinin kadın ve erkek olarak sınıflandırılması doğal bir gerçeklik değil, tarihsel ve toplumsal bir inşadır. Bu ayrım, çocukların daha doğdukları andan itibaren belirli kalıplara yönlendirilmesine neden olmaktadır. Renkler masum görünse de bu basit ayrımın toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin erken temellerini oluşturduğu söylenebilir. Belki de eşitlikçi bir toplum için ilk adım, çocukların dünyasını iki renge ayırmaktan vazgeçmekle başlayabilir.

Kaynakça

Frassanito, P., & Pettorini, B. (2008). Pink and blue: The color of gender. Child Development, 79(4), 881–887.

Paoletti, J. B. (2012). Pink and blue: Telling the boys from the girls in America. Indiana
University Press.

Cunningham, P. (2001). Reforming children’s fashion, 1850–1920: Politics, health, and art. Fashion Theory, 5(2), 179–200.

Görsel kapak: medium.com

Visited 18 times, 1 visit(s) today
Close