Bu inceleme-eleştiri yazımda sarsıcı bir habere değinerek, ardındaki toplumsal refleksi analiz etmek istedim. Haberin detaylarına kaynakçadan ulaşabilirsiniz; ancak asıl üzerinde durmamız gereken nokta, bu trajedi sonrası dijital mecralarda yükselen sesler. Yazımın geri kalanına geçmeden önce, faili değil anneyi hedef alan o yorumlardan birkaçını hiç değiştirmeden dikkatinize sunuyorum:“Herkes Anne olmaz.”,“Ne güzel ailesi ile Amerika’ya yerleşmiş, kadın daha ne istedi ki acaba adamdan boşanmaya çalışmış bazılarını para değiştiriyor, yazık olmuş.”,“Bir erkeğe sadece kadın cinnet geçirtir, gerisi teferruat!”
Ebeveynlikte ‘Baba’ boşluğu
Ebeveynlik rollerindeki eşitsizlik ve babanın aile içindeki “duygusal yokluğu”, sadece modern toplumun bir sorunu değil, insanlık tarihinin derinlerine kök salmış bir meseledir. Yüzyıllardır süregelen baba ve anne rolleri üzerindeki bu dengesizlik, günümüzde hâlâ en trajik biçimleriyle karşımıza çıkmaya devam ediyor.
Geçtiğimiz günlerde bir babanın, eşinden intikam almak amacıyla kendi çocuklarının canına kıymasıyla sarsıldık. Bu olay, ebeveynlikte “baba boşluğu” dediğimiz kavramın, çocukların anneyi cezalandırmak için kullanılan birer intikam aracına dönüştüğü en uç noktadır. Ancak toplumun bazı kesiminin bu trajediye verdiği tepki, asıl sorunu bir kez daha gün yüzüne çıkardı: Fail olan babanın sorumluluğu sorgulanmak yerine, eleştiri okları doğrudan anneye ve onun anneliğine yöneltildi. Dahası da var: Tırnaklarına, kirpiklerine bakıldı; hatta yas tutma biçimi bile eleştiri konusu yapıldı.
Bu adaletsiz tepkiler, toplumda suçun otomatik olarak kadına ihale edilmesine nasıl zemin hazırlandığını açıkça göstermektedir. Psikolojide “mağduru suçlayıcılık” olarak tanımlanan bu durum, babanın ebeveynlik denkleminden tamamen çıkarılmasının bir sonucudur. Toplum, babayı sadece ekonomik bir sağlayıcı olarak konumlandırıp onu duygusal ve eğitici süreçlerden muaf tuttuğu için, yaşanan her türlü olumsuzlukta tek sorumlu olarak anneyi görmeye meyillidir. Baba, aile içerisinde bir “figüran” gibi görüldüğünde, çocukların tüm gelişimsel ve ahlaki sorumluluğu haksız bir şekilde sadece annenin omuzlarına kalmaktadır.
Erkek çocuklarının eğitiminde “Anne” paradoksu
Toplumda yaygın olan kanılardan biri, erkek çocuklarının eğitimi ve terbiyesinin yalnızca annenin sorumluluğunda olduğudur. Bir erkek çocuk şiddete meyilli bir bireye dönüştüğünde ya da bir suç işlediğinde, işaret edilen ilk kişi çoğu zaman anne olur: “Annesi yeterli terbiyeyi verememiştir.” Oysa sağlıklı bir bireyin yetişmesi, tek bir ebeveynin omuzlarına yüklenemeyecek kadar kapsamlı ve çok boyutlu bir süreçtir. Bu süreç, her iki ebeveynin de aktif ve eşit katılımını gerektirir.
Tam da bu noktada babanın rolü belirleyici hale gelir. Erkek çocukları, dünyayı ve karşı cinse yönelik tutumlarını büyük ölçüde babalarını gözlemleyerek öğrenir. Babalığın fiziksel ya da duygusal olarak eksik olduğu bir evde, çocuğun karakter inşası kaçınılmaz olarak “tek kanatlı” kalır. Gerçek bir toplumsal dönüşüm ancak babaların ebeveynliği bir “yardımcı rol” olarak değil, asli ve vazgeçilmez bir sorumluluk olarak benimsemesiyle mümkün olabilir.

Sistemsel şiddet ve eğitimin gerekliliği
Sistemsel şiddetin temelinde, ebeveynliği bir sevgi ve sorumluluk bağı olarak değil, bir hâkimiyet kurma alanı olarak gören anlayış yer alır. Bu zihniyet ancak çocukluktan başlayan, kapsamlı bir toplumsal eğitimle kırılabilir. Söz konusu eğitim yalnızca okul müfredatıyla sınırlı kalmamalı; aile içinde özellikle babanın empati, sorumluluk ve şiddetsiz iletişim konusunda aktif bir rol model olmasıyla desteklenmelidir. Aksi halde ortaya çıkan boşluk, bir trajedi yaşandığında toplumun reflekslerini de belirler.
Nitekim yaşanan her acının ardından faturanın anneye kesilmesi; kadının dış görünüşünden yaşam biçimine, hatta yas tutma şekline kadar her detayının bir “suç unsuru” gibi didiklenmesi bu sistemsel şiddetin doğrudan sonucudur. Bu haksız ve cinsiyetçi yaklaşımı reddetmeden babaların neden çocuklarının dünyasında birer “hayalet” ya da kimi zaman bir “fail” olarak yer aldığını sorgulamadığımız sürece, bu kısır döngü kendini yeniden üretmeye devam edecektir.
Ortak sorumluluk, ortak gelecek
Sonuç olarak, geleceği güvenli ve sağlıklı bireyler üzerinden kurmak, ebeveynliğin ortak bir sorumluluk olarak üstlenilmesini zorunlu kılar. Bu sorumluluğun tek bir tarafa yıkıldığı her durumda, gelecek eşitsizlik ve şiddetle şekillenir. Oysa ancak sorumluluğun paylaşıldığı bir ebeveynlik anlayışı, ortak bir geleceğin temelini atabilir.
Kaynakça:
Bandura, A. (1977). Social Learning Theory. Prentice-Hall.
Lamb, M. E. (2010). The Role of the Father in Child Development. John Wiley & Sons.
Ryan, W. (1971). Blaming the Victim. Pantheon Books.
Vandello, J. A., & Cohen, D. (2003). Male Honor and Female Fidelity. Journal of Personality and Social Psychology.
Walker, L. E. (1979). The Battered Woman. Harper & Row.
Adana24, Instagram hesabı [@adana24com]
Kapak Görseli: productiveindiefictionwriter.com















