Saadet Özkan yıllardır sürdürdüğü adalet mücadelesiyle gösteriyor ki kadınların mücadelesi bazen bir sınıfın kapısından taşar, bazen bir adliye koridorunda yankılanır. Kimi zaman bir çocuğun sesiyle başlar, kimi zaman o sesi duyan bir kadının geri adım atmayan kararlılığıyla büyür. Çünkü adalet; çoğu zaman önce inanmakla, sonra da vazgeçmemekle kurulur.
Çocuklar için vazgeçmeyen bir ses: Saadet Özkan
UCİM Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği Genel Başkanı Saadet Özkan, yıllardır çocuk istismarına karşı yürüttüğü mücadeleyle Türkiye’de sivil toplumun en güçlü seslerinden biri. Öğretmenlikten aktivistliğe uzanan yolculuğu, yalnızca bireysel bir direnişi değil; dayanışmayla büyüyen bir hak arayışını da temsil ediyor.
KadınKöy olarak Saadet Özkan ile öğretmenlik ve aktivizmin kesiştiği noktaları, adalet sisteminin çocuklara ne kadar kulak verdiğini, dayanışmanın dönüştürücü gücünü ve daha adil bir toplum için cesaretin neden vazgeçilmez olduğunu konuştuk.
“Öğretmenlik çocukların gözünden bakmayı, aktivistlik o dünyayı değiştirmeyi öğretti”
Toplumda çoğu zaman “kadına yakıştırılan” roller arasında görülen öğretmenlik ve aktivizmin, bir mücadele hattı içinde nasıl kesiştiğini sorduğumuz Özkan, bu iki alanın birbirini beslediğini ancak beraberinde ağır bir sorumluluk da getirdiğini anlatıyor:
Öğretmenlik bana çocukların gözünden dünyaya bakmayı öğretti; aktivistlik ise o dünyayı değiştirmek için ses çıkarmayı.
“Öğretmenlik, çocuklara dokunabilmek için çok kıymetli bir alan, güçlü bir araç. Aktivistlik ise bu temasın sorumluluğunu büyüttü. Bu iki rol birbirini besledi ama aynı zamanda yükü de artırdı. Çünkü toplum öğretmenliği ve aktivizmi çoğu zaman “fedakârlık” üzerinden okuyor. Oysa bu bir meslek olduğu kadar, aynı zamanda bir hak mücadelesi. Bana güç verdi mi? Evet. Ama bu güç, kaçınılmaz olarak ağır bir sorumluluğu da beraberinde getirdi.”

“Çocukların beyanları esas alınmadıkça, bu sistem çocukları korumuyor”
İzmir’in Menderes ilçesinde görülen dava sürecini yakından takip eden Özkan, adalet mekanizmalarının çocukların deneyimlerini merkeze almadığı sürece gerçek bir korumadan söz edilemeyeceğini vurguluyor:
Bu süreçte özellikle çocukların ifadelerinin alınış biçimini ve yargılamaların ne kadar uzun sürdüğünü çok net gördük. Çocuklar defalarca anlatmak zorunda bırakılıyor, süreç uzadıkça travma derinleşiyor. Biz yalnızca dava takibi yapmakla yetinmedik; izleme raporları hazırladık, kamuoyuyla paylaştık ve Meclis’e sunduk. Çünkü çocukların adalet sistemi içinde yeniden örselenmediği bir yapı kurulmadan gerçek adaletten söz edilemez. Çocukların beyanları esas alınmadıkça, bu sistem çocukları korumuyor.

Görsel Kaynağı: ucim.org.tr
“UCİM’i ayakta tutan şey ortak vicdan”
Türkiye’de çocuk istismarıyla mücadelede örgütlü bir sivil toplum örneği olarak öne çıkan UCİM’in kuruluşunda dayanışmanın belirleyici rolüne dikkat çeken Özkan, bu mücadelenin tek bir kimliğe değil ortak bir insani sorumluluğa dayandığını söylüyor:
UCİM yalnızca bir kadın dayanışmasıyla doğmadı. Bu mücadele; öncelikle ailemin desteği, Mersin’de yaşayan iş insanı ve mücadele arkadaşım Yücel Ceylan’la ve inanan insanlarla birlikte başladı. Erkekleri bu mücadelenin dışında tutmak mümkün değil. Yönetim kurulumuzda, bilim kurulumuzda ve sahada çok emek veren erkek yol arkadaşlarımız var. Kadın–erkek ayırt etmeksizin; vicdanı olan, merhameti olan, umudu örgütleyen herkesle bu mücadeleyi büyüttük. UCİM’i ayakta tutan şey tam olarak bu ortak vicdan.
“Utanması gerekenler utanmalı, korkmalı ve çocuklara yan gözle bile bakamamalıydı”
Çocuk istismarı gibi ağır ve çoğu zaman inkâr edilen bir alanda söz söylemenin bedelleri olduğunu belirten Saadet Özkan, bu mücadelenin geri dönüşü olmayan bir yolculuk olduğunu ifade ediyor:
En başta en zor olan şey, çocuklarımın (öğrencilerim ❤️evladım oldu) sesini duyurmaktı. Çünkü 22 yıldır aynı okulda görev yapan, sözde öğretmen hepimizi kandırmış ve yıllarca çocuklara derin acılar çektirmişti. Olay ortaya çıkınca taşlar yerine oturmuştu. Toplum çocuk istismarı gerçeği ile yüzleşti. O dönem başına bir şey gelir kendini gizle diyen herkese karşı çıktım. Utanması gerekenler utanmalı, korkmalı ve çocuklara yan gözle bile bakamamalıydı. Çocukların ifadeleri bizim için tartışmasızdı. Onların anlattıkları içimize ateş gibi düştü ve geri dönüşü olmayan bir yola girdik. Engeller çıktı, baskılar oldu, yalnız bırakıldığımız anlar yaşandı ama biz durmadık. Bugün hala çocukların karşısına engeller çıkıyor. Ancak tutumumuz hiç değişmedi: Çocukların beyanı esastır ve biz çocukların yanındayız.

“Değişim susanlarla değil, ses çıkaranlarla başlar”
KadınKöy okurlarına seslenen Özkan, daha adil bir toplum için mücadele eden gençlere çağrıda bulunuyor ve değişimin ancak cesaretle mümkün olduğunu vurguluyor:
Şunu çok net söylemek isterim: Bu yol korkaklar için değil. Engeller göz korkutabilir ama aşılır. Ben aştım. Çünkü çocukların ifadeleri bana geri dönme hakkı bırakmadı. Değişim; susanlarla değil, ses çıkaranlarla başlar. Kaybetmekten korkanlar değil, mücadele edenler kazanır. Çocuklar için, kadınlar için, hayat için… Bu mücadeleye cesaretle sahip çıkın. Kötülüğün ve kötülerin sonunu ahlaki cesaret getirir. Azimle, inançla, bilimin ışığında, ülkemize sahip çıkacağız.
Saadet Özkan’ın sözleri, adaletin yalnızca mahkeme salonlarında değil; cesaretin, dayanışmanın ve vicdanın olduğu her yerde kurulabileceğini hatırlatıyor. Çocukların sesine kulak veren, suskunluğu kabullenmeyen bu mücadele; daha adil bir geleceğin ancak birlikte mümkün olduğunu gösteriyor.
KadınKöy olarak, çocukların ve kadınların yaşam hakkını savunan bu kararlılığın yanında durmaya ve bu sesi çoğaltmaya devam edeceğiz.
Çocukların sesi olma mücadelesini bizimle paylaştığı ve bu alanda düşünmeye alan açtığı için Saadet Özkan’a teşekkür ederiz.













