Bu inceleme, Spike Jonze’un Her (2013) filminde kadınlığın nasıl temsil edildiğini, erkek öznenin duygusal merkeziliği üzerinden kurulan anlatıyı ve şiddetin estetikle nasıl görünmez kılındığını eleştirel bir bakışla ele almaktadır.
Duygusallığın “Eril Deha” üzerinden meşrulaştırılması: “Her” filmi
Spike Jonze’un “Her” filminde Theodore’un yazdığı mektupların gördüğü hayranlık, toplumsal cinsiyet rolleri açısından derin bir çelişki barındırır. Theodore’un yazım tarzının “yarı kadın, yarı erkek” bir hassasiyete sahip özel bir yetenek olarak tanımlanması, aslında duygusallığın kimin üzerinde “değerli” görüldüğünü kanıtlar.
Buradaki asıl sorun, aslında tüm insanlığa ait evrensel bir durum olan duygusallığın, film anlatısı içinde sanki sadece kadınlığa has bir özellikmiş gibi kutuplaştırılmasıdır. “Her” filmi, Theodore’u “yarı kadın” gibi yazabildiği için yücelterek kadına ait olduğu varsayılan bu evrensel derinliği erkeği parlatmak için bir araç olarak kullanır. Kadınların gündelik yaşamda sürekli ürettiği bu evrensel emek, onlardan beklenen sıradan bir “görev” gibi kabul edilip görünmezleştirilirken; aynı duyarlılığı bir erkeğin sergilemesi, onun ulaştığı sanatsal bir üstünlükmüş gibi pazarlanır. Yani film, duygusallığı evrensel bir insanlık hali olarak ele almak yerine; onu önce cinsiyetçi bir kalıba sokar, sonra da bu “kadınsı” kabul edilen özellikleri erkek karakterin derinliğini kanıtlamak için bir süs malzemesine dönüştürür.

Görsel Kaynağı: zamaninotesi.com
Romantizm maskesi altında müdahale ve mormalleştirme
”Her” (2013), romantizmi yalnızca bir duygu değil, başkalarının hayatına sızan ve onları dönüştüren estetik bir dil olarak kurar. Theodore’un yabancı bir çiftin sekiz yıllık geçmişini, sadece bir fotoğrafta gördüğü “küçük bir eğri diş” detayını kullanarak romantize etmesi, aslında başkasının mahremiyetine ve emeğine yapılan estetik bir müdahaledir. O sahnenin gerçeklikteki küçük pürüzleri bile erkek karakterin kaleminde “pazarlanabilir bir romantizme” dönüştüğünü gösterir.
Buradaki asıl tehlike, bu estetik dilin sadece “güzel sözler” üretmekle kalmayıp ilişkilerdeki gerçek sorunların veya ihlallerin üstünü örtmesidir. Anlatı, izleyiciyi bu “ince detayların” güzelliğine odaklarken; aslında bir erkeğin, kadınların hayatındaki en küçük fiziksel özellikleri bile kendi sanatsal başarısı için birer hammadde olarak kullanmasını normalleştirir. Fiziksel pürüzler ve hatta daha ileri boyuttaki rıza ihlalleri, bu romantik dilin içinde yumuşatılarak görünmez kılınır. Kadın deneyimi, kendi gerçekliğinden koparılarak erkek merkezli bu anlatının dramatik derinliğini besleyen birer süs eşyasına dönüştürülür.

Görsel Kaynağı: tr.pinterest.com
Samantha ve sınırsız duygusal emek
Samantha karakteri, fiziksel bir bedene sahip olmayan bir yapay zekâ figürü olmasına rağmen, anlatı içinde yoğun bir duygusal emek üreticisi olarak konumlandırılır. Theodore’un ihtiyaçlarını sürekli öngören, onun duygusal krizlerini yöneten, ona alan açan ve hayatını organize eden taraf neredeyse her zaman Samantha’dır. Bu ilişki dinamiği, karşılıklılıktan ziyade, geleneksel toplumsal cinsiyet rollerindeki “bakım veren” ve “bakım alan” arasındaki o tanıdık ve adaletsiz denge üzerine kurulur.
Samantha’nın varlığı, desteğinin gönüllü ve sınır tanımaz olduğu izlenimini verir. Ancak bu sınırsızlık, Samantha’nın kendi ihtiyaçlarının ve sınırlarının anlatı içinde tamamen yok sayılmasıyla mümkündür. Theodore’un duygusal gelgitleri hikâyenin merkezindeyken Samantha’nın bu süreci yönetmek için sarf ettiği yoğun çaba, doğal ve sorgulanmaz bir “yazılım özelliği” gibi sunulur.
Bu temsil, duygusal emeğin hâlâ kadınsı bir sorumluluk ve “doğal bir kaynak” olarak kodlandığını kanıtlar. Samantha bir algoritma olsa bile, ona yüklenen rol çok eskidir: Anlayan, sabreden, iyileştiren ve karşılık beklemeyen kadın figürü temsiline gözler önüne sermektedir.
Film, bu emeği politik bir perspektifle görünür kılmak yerine, onu romantik bir uyum ve teknolojik bir mucize olarak estetize eder. Sonuç olarak kadınlık, bedensiz bir formda bile, erkeği dönüştüren ve onun dünyasını güzelleştiren ama karşılığında kendi öznelik hakkından vazgeçen bir “hizmet alanı” olarak yeniden üretilir.
Kaynakça:
Jonze, S. (2013). Her [Film]. ABD.
Federici, S. (2018). Caliban ve Cadı. İstanbul: Otonom Yayıncılık.
Hochschild, A. R. (2012). The Managed Heart. Berkeley: University of California Press.
Kapak Görseli: m.imdb.com















