Ormanda bir erkekle mi yoksa bir ayıyla mı yalnız kalmayı tercih ederdin? İlk bakışta absürt görünen bu soru, kadınların erkek şiddeti ve erkek egemenliği karşısındaki güvensizliğini görünür kılmayı amaçlıyor. Kadınların büyük çoğunluğunun ayıyı seçmesi, tesadüf değil; onlarca yıllık deneyimin, içselleştirilmiş bir korkunun ve sistematik bir güvensizliğin ürünü. Obsession filmi ise bu tartışmayı doğrudan yeniden üretmese de merkezine aldığı Bear karakteri üzerinden benzer bir sorgulamaya kapı aralıyor.

Görsel Kaynağı: critikat.com
Özne kaybı ve ideal kadın inşası
Feminist kuramın uzun yıllardır eleştirdiği erkek bakışı Obsession’da yalnızca fiziksel bir nesneleştirme olarak değil, kişiliğin dönüştürülmesi biçiminde karşımıza çıkar. Nikki, zamanla kendi öznel kimliğinden uzaklaşarak Bear’ın arzularının somutlaşmış hâline dönüşür. Nikki’nin kendi istekleri, tercihleri ve bireyselliği giderek silinir; onun yerine Bear’ın hayal ettiği ideal kadın figürü yerleşir. Ancak film yalnızca erkek egemenliğinin kadın üzerindeki etkisini göstermekle kalmaz; bu sistemin erkekleri de nasıl sıkıştırdığını ortaya koyar.
Bear, başlangıçta istediği dönüşümü elde etmiş görünse de zamanla ortaya çıkan sonucun aşırılığını fark eder. Nikki’nin tamamen kendisine göre şekillenmiş olması, ilişkideki karşılıklılığı ve insanlığı ortadan kaldırmıştır. İlginç olan nokta, Bear’ın bu durumdan rahatsız olmasına rağmen ilişkiyi sonlandırma veya yönlendirme konusunda inisiyatif alamamasıdır. Böylece film, erkek egemenliğinin yarattığı güç ilişkilerinin hem kadınları hem de erkekleri çıkmazlara sürüklediğini ima eder.

Görsel Kaynağı: fangoria.com
Erkek merkezli arzuların toplumsal bedeli
Filmin en trajik kırılma noktalarından biri ise Sarah karakteridir. Üniversiteye kabul edilmiş, kendi geleceğini kurma yolunda ilerleyen Sarah, Bear’ın bencil arzularının dolaylı sonucu olarak Nikki tarafından öldürülür. Bu olay yalnızca bireysel bir trajedi değildir; kadınların eğitim, kariyer ve bağımsızlık gibi alanlarda elde ettikleri kazanımların erkek merkezli beklentiler tarafından nasıl tehdit edilebildiğinin sembolik bir ifadesi olarak okunabilir.
Tarih boyunca kadınların öfkesi, üzüntüsü veya itirazı çoğu zaman “histeri” olarak etiketlenmiş; kadın deneyimleri irrasyonel ve aşırı görülerek değersizleştirilmiştir. Filmde Nikki’nin davranışları da benzer şekilde kontrol edilemeyen, aşırılaşmış bir duygu durumuna dönüşür. Ancak bu aşırılık kendiliğinden ortaya çıkmaz; onu yaratan, kadını kendi kimliğinden koparıp erkek arzusuna göre yeniden şekillendiren yapıdır.
Obsession, yalnızca bir takıntı hikâyesi değil, kadın öznesinin silinmesi üzerine kurulmuş patriyarkal ilişkinin eleştirisi olarak okunabilir. Film, kadınların “fazla” görülmesinden önce, onları bu noktaya iten toplumsal beklentilerin sorgulanması gerektiğini hatırlatır.
Kaynakça:
Mulvey, Laura. (1975). Visual Pleasure and Narrative Cinema. Screen, 16(3), 6–18.
Showberg, A. (2024). The “Man or Bear” Debate and Modern Feminism: Safety,
Trust, and Social Media Trends. Gender & Society Review, 12(3), 45-58.
Showalter, E. (1985). The Female Malady: Women, Madness, and English Culture,
1830–1980. Penguin Books. (Histeri ve kadının deliliği üzerine arka plan
referansı).
Stark, L. (2025). Cinematic Obsessions: How Contemporary Thrillers Reflect the
Toxic Dynamics of Modern Dating. Film Quarterly & Feminist Media Studies, 29(1),
112-127.
Kapak Görseli: imdb.com













