Bu yazı, erotizm endüstrisi yazı serisinin üçüncü ve son yazısıdır.
Pornonun doğuşu ve dijital erotizm üzerine konuştuktan, meselenin ataerkil düzen ve algoritmalar tarafından nasıl şekillendirildiğini tartıştıktan sonra, konunun en başına dönmek gerektiğini düşünüyorum. Arzu nedir, erotik algı nasıl şekillenir ve cinsiyet rolleri bu bağlamda nasıl değerlendirilir?
Judith Butler, cinsiyetin bir özden ziyade sürekli tekrar edilen bir performans olduğunu söyler. Michel Foucault ise cinselliğin doğal bir gerçeklikten çok, tarihsel olarak inşa edilmiş bir söylem olduğunu ortaya koyar. Bugün “normal” olarak adlandırılan cinsel kategoriler, belirli bir dönemin bilgi ve iktidar ilişkileri içinde şekillenmiştir. Butler’ın kuramı, cinselliği ikili cinsiyet kalıplarının dışına taşır. Arzunun yönünü belirleyen şey sabit kimlikler olmaktan çıkartılarak tekrar eden pratikler, deneyimler ve performans olduğunu anlatır.

Görsel kaynak: researchgate.net
Akışkan arzu ve erotik algı
Arzu, karşı cinse yönelen değişmez bir dürtü değildir. Daha akışkan, daha parçalı ve çoğu zaman çelişkili bir yapıya sahiptir. Kişisel deneyimlerle şekillenir, kültürel kodlarla yönlendirilir ve çoğu zaman bireyin kendisi tarafından bile tam anlamıyla çözülemez. Erotik algı da bu noktada nötr bir algı değildir. Ne arzuladığımız kadar, nasıl arzulamayı öğrendiğimiz de önemlidir. Arzuyu doğduğumuz andan itibaren toplumsal cinsiyet rollerinin öğrettiği şekilde öğrenir ve kodlarız. Kimi, neyi, nasıl hatta hangi uzvu hangi şekilde arzulamamız gerektiği görünmez sınırlarla belirlenmiştir. Bu noktada erotizm endüstrisinin sadece kişilerin doğal cinsel ihtiyacına yönelik bir pazar olduğu söylenemez. Kurulan yapı daha sistematik ve sterilizedir.
Erotik olan şey, kendiliğinden erotik değildir. Bir bedenin, bir bakışın ya da bir sahnenin erotik olarak algılanması; tarihsel, kültürel ve medyatik kodların bir sonucu olarak doğar. Belirli beden tiplerinin, belirli davranış biçimlerinin ya da belirli senaryoların sürekli tekrar edilmesi, onların “arzu nesnesi” olarak sabitlenmesine neden olur. Günümüzde bu algı hızla değişkenlik gösterir. Kum saati vücutlar, anoreksik vücutlar, kardashian vücudu gibi farklı standartlar birkaç yıl içinde ana akım güzellik algısının başını çekebilir. Ancak bu kalıplar ilk bakışta farklı gözükse de hepsi derininde benzer tekrarları taşır. Bu tekrarlar, zamanla doğal bir gerçeklik gibi algılanmaya ve kişisel arzular da toplumun beklentisiyle örtüşmeye başlar. Oysa bu, öğrenilmiş bir bakışın ürünüdür.

Görsel kaynak: tr.wikipedia.org
Dijital erotizm ve algoritmaların rolü
Dijital erotizm ve pornografi bu noktada arzuyu biçimlendirmeye yardımcı olur. Algoritmalar, kullanıcının ilgisini çeken içerikleri çoğaltırken aynı zamanda arzunun sınırlarını da daraltır. Kişi, farkında olmadan belirli kalıpların içinde dolaşmaya başlar. Bu durum, arzunun bireysel ve özgür bir deneyim olduğu fikrini tartışmaya açar. Çünkü arzu, dış dünyadan sürekli beslenen, yönlendirilen ve yeniden kurulan bir süreç olmaya başlar.
Butler’ın teorisi bu noktada kritik bir soru sorar: Eğer cinsiyet performatifse, arzu da performatif olabilir. Yani kişi yalnızca kim olduğunu değil, neyi arzuladığını da öğrenir, tekrar eder ve yeniden üretir. Bu perspektiften bakıldığında, heteroseksüellik dahi “doğal” bir yönelim olarak görülemez, en çok tekrar edilen ve bu yüzden en görünmez hale gelen norm olarak okunabilir. Aynı şekilde diğer yönelimler de sapma ya da istisna değil; farklı performatif tekrarların sonucu olarak anlaşılabilir.
Queer teori, en derin hislerimizin bile kişisel bir tutum olmaktan çıkarak toplumsal bir norm olduğunu sorgulatabilir. Cinsel arzularımız, çoğu zaman içimizden doğan saf ve değişmez yönelimler olarak düşünülür; oysa bu arzular, tekrar eden temsiller, öğrenilmiş davranış kalıpları ve görünmez toplumsal kurallar aracılığıyla biçimlenir. Bu noktada Judith Butler’ın performativite kavramı yalnızca cinsiyet kimliklerini anlamak için değil, arzunun kendisini çözümlemek için de genişletilebilir. Kişi yalnızca “kadın” ya da “erkek” olmayı değil, bu kimliklere uygun görülen arzu biçimlerini de tekrar ederek üretir; nasıl bakacağını, neyi çekici bulacağını, hangi yakınlığın “doğru” sayıldığını zamanla öğrenir ve içselleştirir.

Görsel kaynak: wikioo.org
Arzu ve performans ilişkisi
Bu durum performansı dış dünyaya sunulan bir rol olmaktan çıkarır; performans, hissedilenin kendisine sızar. Kişi bir noktadan sonra arzuluyormuş gibi davranmak yerine gerçekten o şekilde arzuladığını düşünmeye başlar. Tam da bu nedenle arzu, en güçlü toplumsal inşa alanlarından biri haline gelir çünkü kişi onu kendi iç sesi sanır. Ancak performansın bu tekrar doğası, aynı zamanda bir kırılma ihtimalini de içinde taşır. Eğer arzu öğreniliyor, tekrar ediliyor ve belirli kalıplar içinde üretiliyorsa, o halde sabit ve değişmez değildir. Bu da arzunun cinsiyet kategorilerine zorunlu olarak bağlı olmadığı fikrini mümkün kılar.
Cinsiyetsiz cinsellik, bu noktada ortaya çıkar; arzuyu önceden tanımlanmış kimliklerin sınırlarından kurtararak onu daha akışkan, daha durumsal ve karşılaşmalara açık bir süreç olarak düşünmeyi önerir. Bu perspektiften bakıldığında, arzu belirli bir kimliğin sonucu olmaktan çok, o kimliği kuran, esneten ve kimi zaman da çözen bir hareket haline gelir.
Mesele yalnızca kimin kimi arzuladığı değildir; arzunun neden her zaman bir kimlik üzerinden okunmak zorunda olduğu sorusu daha temel bir yere yerleşir. Günümüzde ise bu kategorilerin aynı zamanda ekonomik bir işlev taşıdığı görülüyor. Cinselliğin ikili bir yapıya indirgenmesi, onu daha yönetilebilir ve pazarlanabilir kılar. Çünkü sınıflandırılan her şey, tüketim nesnesine daha kolay dönüşür.
Kaynakça
Çelikkol, İ. & Hira, İ. (2022). Modernizm ve Postmodernizm tartışmaları ekseninde toplumsal cinsiyet, cinsel Yönelimler ve cinsiyetsizleştirme. Sakarya Üniversitesi Kadın Araştırmaları Dergisi, 1(1), (2022), 37-54.
Barutçu, A. (2015). Queer Teori: Bir Giriş. NotaBene Yayınları.
Solmaz, M. (n.d.). Reich, Deleuze & Guattari ve Lyotard’ın arzu anlayışlarından hareketle kapitalizm ve arzu ilişkisi. Dergipark.
Bilgin, R. (2016). Geleneksel ve modern toplumda kadın bedeni ve cinsellik. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 26(1), 219–243.
Görsel kapak: thepublicdiscourse.com














