Son zamanlarda yükselişe geçen Manifest kız grubunun kurucusu ve menajeri Tolga Akış, hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından; “müstehcenlik”, “uyuşturucu madde kullanma” ve “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” iddiaları kapsamında soruşturma yürütüldü. Akış, “müstehcen yayınların yayımlanmasına aracılık etmek” suçlamasıyla tutuklandı.

Grubun fotoğrafçısı Mesut Adlin’in iddiaları
Manifest grubu ile daha önce çalışan fotoğrafçı Mesut Adlin, Tolga Akış ve grubun çalışma düzeni hakkında çeşitli iddialar ortaya attı.
Adlin; üyelerin sözleşmelerinden gelir paylaşımına ve özel hayatlarına müdahale edildiğine kadar farklı iddialarda bulundu.
Mesut Adlin;
- Manifest üyeleriyle 10 yıllık sözleşmeler yapıldığını,
- Spotify ve YouTube gelirlerinin tamamının Tolga Akış tarafına bırakıldığını,
- Konser gelirlerinden her üyenin %10 pay aldığını,
- Marka iş birliklerindeki payların yönetim tarafından belirlendiğini öne sürdü.
Adlin, Manifest üyelerinin romantik ilişkilerine yönetim tarafından müdahale edildiğini de öne sürdü. Özellikle Sueda Uluca ile Berkcan Güven ve Hilal Yelekçi ile Agah Uz arasındaki ilişkiler üzerinden grubun imajı gerekçe gösterilerek baskı uygulandığını iddia etti. Adlin ayrıca Sueda Uluca ve Hilal Yelekçi’nin bu süreçlerde mobbinge maruz kaldığını ileri sürdü.
Bu iddialar tamamen Mesut Adlin tarafından ortaya atılmakla beraber henüz doğrulanmış bir iddia ise gündeme gelmedi.

Tolga Akış’ın savcılık ifadesi ortaya çıktı
Tolga Akış savcılık ifadesinde, Manifest üyelerinin başka insanlarla görüşmesinin yasaklandığı iddiasının yanlış olduğunu söyledi.
Gelir paylaşımını ise şöyle açıkladı:
- %40 Şirket tarafından Manifest projesinin giderlerine ayrılıyor.
- %60 Manifest üyelerine eşit dağıtılıyor.
Akış ifadesinde, “Manifest isimli müzik grubunun kurucusuyum. Söz konusu müzik grubundaki kadınları Big Five Türkiye isimli yarışmada seçtim. Söz konusu yarışma YouTube’da da devam etmektedir. Hesaplarım ayrıntılı olarak incelendiğinde, yurt dışı olarak sorduğunuz ülkelerden sadece iki yerden para gelmektedir. Bunlardan biri YouTube adlı sosyal medya uygulamasından, diğeri ise müzik servislerinden gelmektedir.
Mesut Adlin ve Zeynep Sürmeli (Zeybik) isimli kişileri tanırım. Mesut Adlin’i yaklaşık 1 yıl önce birkaç kez projelerimizde fotoğrafçı olarak çalışmasından dolayı tanırım. Kendisinin son projesi de Manifest’in fotoğraflarını çekmek olmuştu. Mesut Adlin’le ilgili daha sonra birkaç kadın tarafından taciz iddiaları ortaya atılınca kendisiyle çalışmak istemedik. Bunu da sosyal medyada açıkladık. Bizim sosyal medya açıklamamızdan sonra mağdur kadınlar seslerini daha güçlü bir şekilde ifade etmeye başladılar. Bu süreçten sonra Mesut Adlin iş bulmakta zorlandı ve bunun karşılığında bana karşı kin beslemeye başladı. Bu şekilde hareket etmeye devam etti. Sormuş olduğunuz, sosyal medyada paylaşılan yazışmalar eşim Gizem Akış ile Zeynep Sürmeli ve Mesut Adlin arasındaki yazışmalardır. Söz konusu yazışmalar tamamen mizah amaçlı olup gerçeği yansıtmamaktadır. Mesut Adlin bu yazışmaları beni ve grubumu itibarsızlaştırmak için kullanmıştır. Bu yazışmalar incelendiğinde, üzerinden yaklaşık 1-2 yıl geçmiş olduğu ortaya çıkacaktır. Söz konusu yazışmalar, Mesut Adlin tarafından sohbetin devamı tam olarak paylaşılmadan algı yaratacak şekilde paylaşılmıştır” ifadelerini dile getirdi.

Savcılık sevk yazısı tamamlandı
Savcılık sevk yazısında, Tolga Akış’ın çeşitli tarihlerde grubun konserlerini organize ettiği ve Manifest’in faaliyetlerinden sorumlu olduğu belirtildi. Bununla birlikte Manifest grubunun faaliyetleri kapsamında medyada yer alan paylaşımların geniş kitlelere ulaştığı ve çocukların bu içeriklere erişebildiğine yer verildi.
İstanbul Barosu’ndan açıklama geldi
İstanbul Barosu, son zamanlarda yargı tarafından ard arda alınan kararları eleştirdi. Baro; Tolga Akış’ın tutukluluğunu eleştirmenin yanı sıra Deniz Göktaş ve Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğuna dair de açıklamalarda bulundu.
İstanbul Barosu Tolga Akış ile ilgili açıklamasında, “Bir sanatçının, yapımcının veya menajerin sanat faaliyetiyle bağlantılı isnatlar üzerinden özgürlüğünden mahrum bırakılması da yalnızca o kişinin özgürlüğüne müdahale değildir. Bu tür müdahaleler, Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti ile 27. maddesinde yer alan bilim ve sanat hürriyetini ihlal etmektedir. Sanatsal ifade, sırf alışılmışın dışında, rahatsız edici veya belirli kesimlerce kabul edilemez bulunması nedeniyle suç isnadına dönüştürülemez. Sanatçıya yönelik bu tür müdahaleler, aynı zamanda sanat camiasının tamamına verilen bir mesaj ve toplumun tümüne yöneltilen bir caydırma aracıdır.” ifadelerine yer verdi.
Kaynak:













