Yazar:• 10:59 am• İnceleme-Eleştiri

Dilin içine saklanan ataerki: “Karı” ve “Koca”

Hiç düşündünüz mü, neden Türkçede “koca” dediğimizde aklımıza yalnızca bir eş değil, aynı zamanda büyüklük, irilik ve heybet de gelirken “karı” sözcüğü çoğu zaman kaba, küçümseyici veya aşağılayıcı bir tonda kullanılır?

Aynı dilin içinde bir sözcük büyüklüğü ve gücü çağrıştırırken diğeri neden zaman zaman değersizleştirmenin aracına dönüşür? Belki de mesele yalnızca kelimelerin kökeninde değil, o kelimeleri yüzyıllar boyunca kullanan toplumun kadın ve erkekten ne beklediğinde saklıdır.

“Koca” büyürken “karı” neden küçülüyor?

Nursel Özdarendeli’nin Türkçedeki karı ve koca sözcüklerinin anlam alanlarını inceleyen çalışması, bu kelimelerin tarihsel kullanımlarının bugünkü anlamlarından daha geniş olduğunu ortaya koyuyor. Karı sözcüğü eski Türkçede yaşlılıkla ilişkili anlamlar taşırken, koca sözcüğü de yaşlılık ve büyüklükle bağlantılı anlamlarda kullanılmıştır.

Fakat kelimelerin bugünkü kullanım biçimlerine baktığımızda toplumsal cinsiyet açısından önemli bir asimetri görebiliriz. “Koca bir adam” dediğimizde büyüklük ve önem vurgulanabilir. Bir erkek için “adam gibi adam” ifadesini kullandığımızda dürüstlük, cesaret ve güvenilirlik gibi özellikleri öne çıkarabiliriz. Buna karşılık “karı gibi ağlama”, “karı gibi davranma” veya “karı mısın?” gibi ifadelerde kadınlık, küçümsemenin ölçüsüne dönüşebilir. Burada sorun yalnızca karı kelimesi değildir. Sorun, kadınlıkla ilişkilendirilen özelliklerin aşağılamanın malzemesi yapılabilmesidir.

Ağlamak neden kadınsı olduğu düşünüldüğünde küçültücü bir davranış hâline geliyor? Hassas olmak neden zayıflık sayılıyor? Bir erkeğe yöneltilen hakaret neden sıklıkla onu kadınlığa benzeterek etkili olmaya çalışıyor?

Ataerkil düzen yalnızca kadınlara ne yapmaları gerektiğini söylemez. Erkeklere de nasıl davranmaları gerektiğini dikte eder. Erkek güçlü olmalı, ağlamamalı, korkmamalı ve kadınsı sayılan özelliklerden uzak durmalıdır. Böylece kadınlık, bir kimlik olmaktan çıkarılıp erkekleri terbiye etmek için kullanılan bir aşağılama aracına dönüştürülebilir. Kadınlar bu dilin doğrudan hedefi olurken erkekler de aynı hiyerarşinin dar kalıpları içinde yaşamaya zorlanır.

Bir kelimenin kabalığı nerede başlar?

Bir sözcüğün anlamı bağlama, konuşanın niyetine, ses tonuna ve toplumsal alışkanlıklara göre değişebilir. “Karı koca” ifadesi evlilik ilişkisini tarafsız biçimde anlatabilir; “karım” sözcüğü de birçok insan için doğal bir eş tanımıdır. Dolayısıyla feminist bir dil eleştirisi, kelimeleri yasaklamaktan veya insanları kullandıkları her sözcük üzerinden yargılamaktan ibaret olmamalıdır. Asıl mesele, aynı sözcüğün hangi bağlamlarda sevgiyle, hangilerinde küçümsemeyle kullanıldığıdır.

Bir erkeğe “kocam” denildiğinde bu sözcük çoğu zaman doğrudan hakaret çağrışımı yaratmaz. Bir kadına öfkeyle “karı” diye seslenildiğinde ise kelime, bulunduğu bağlama göre aşağılayıcı bir etki yaratabilir. Bunun nedenlerini yalnızca etimolojiyle açıklayamayız; tarihsel anlam değişimini, günlük dil alışkanlıklarını ve toplumsal cinsiyet ilişkilerini birlikte değerlendirmeliyiz.

Tek başına kelimeleri değiştirmek, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmaz. Kadınların ekonomik bağımsızlığı, eğitim hakkı, güvenliği, emeğinin karşılığını alması ve karar süreçlerine eşit katılması gibi maddi ve kurumsal meseleler vardır. Dil eleştirisi bunların yerine geçemez. Ancak dil, eşitsizliğin görünmezleştiği alanlardan biridir. Bir çocuğa “kız gibi ağlama” dediğimizde, yalnızca ağlamasını engellemeye çalışmayız, bununla birlikte kız olmayı küçültücü bir örnek olarak sunabiliriz. Bir kadının sözünü “dırdır ediyor” diye geçiştirdiğimizde, söylediği şeyin içeriği yerine cinsiyetine dayalı bir kalıba başvurabiliriz. Bir erkeğin şefkatini veya korkusunu kadınsılıkla ilişkilendirerek küçümsediğimizde, erkekliğin de ne kadar dar bir alana sıkıştırıldığını gösteririz. Dil, bütün bunları tek başına yaratmış olmayabilir. Fakat bunların normal, komik veya önemsiz görünmesine katkıda bulunabilir. Bu nedenle olay yalnızca hangi kelimeyi kullandığımız değil, o kelimeyle hangi değeri yeniden ürettiğimizdir.

“Karı” ve “koca” kelimelerinin kökenleri bize tek başına ataerkinin tarihini anlatmaz. Fakat bu kelimelerin günümüzdeki çağrışımlarını, kullanımlarını ve birbirleriyle kurdukları anlam ilişkilerini sorgulamak, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin dilde nasıl görünür olduğunu anlamamıza yardımcı olabilir.

Neden kadınlık, kimi hakaretlerin temel malzemesi oluyor? Neden erkeklik büyüklük ve güçle bu kadar sık ilişkilendiriliyor? Neden bir kadının değeri bazen bir erkeğin eşi olması üzerinden anlatılıyor? Belki de sormamız gereken sorular bunlardır.

Kaynakça:

  • Özdarendeli, N. (2020). Türkçede karı ve koca sözcüklerinin anlam alanları. İçinde VII. Uluslararası Türk Dili Kurultayı bildirileri (Cilt 2, ss. 1803–1840). Türk Dil Kurumu Yayınları.
  • Malumatfuruş. (2020, 27 Ekim). “Karı” sözcüğünün kökeninin “kar”a dayandığı iddiası.
Visited 16 times, 1 visit(s) today

✨ KadınKöy Yazılarını Kaçırmayın!

Bu yazıyı beğendiyseniz, yeni yayımlanacak içeriklerimizden anında haberdar olmak için e-bültenimize katılın.

↑
Close
E-Bülten

KadınKöy Dünyasına Katılın 🌸

En güncel yazılarımız, ilham verici içeriklerimiz ve özel bültenlerimiz doğrudan e-posta kutunuza gelsin.