Yazar:• 2:38 pm• Kültür-Sanat

Lug Von Siga: Kendine dönüş hali, zanaat ve kültürel hafıza

Sessizliğin içindeki miras

Gül Ağış’ın 23 Eylül 2026’da Milano Moda Haftası kapsamında sunduğu koleksiyon, adını İtalyancada “sessizlik” anlamına gelen Il Silenziodan alıyor. Yaklaştıkça açılan; yüzeyin ardında, her ayrıntıyla biraz daha derinleşen bir anlamın izini taşıyan bir anlatı diyebiliriz.

Koleksiyonun düşünsel çıkış noktalarından biri Mevlânâ ve Şems’in düşünce dünyası. Ancak Ağış, bu dünyayı doğrudan sembollerle anlatmak yerine aşk, özlem, teslimiyet, vuslat ve insanın kendi içine dönmesi gibi kavramların peşinden gidiyor. Ağış’ın sessizlik tanımı da koleksiyonun derinliğini anlamak açısından önemli. Ona göre sessizlik bir boşluk değil; insanın kendisini daha net duyabildiği bir alan. Il Silenzio ise “sessizliğin kendisinden çok, sessizliğin içinde duyulan ses” ile ilgileniyor.

Milano’dan İstanbul’a, yeniden Milano’ya

Il Silenzionun anlam katmanlarından biri de Gül Ağış’ın kendi hikayesinde saklı. Ağış, Istituto Marangoni’de eğitim aldığı ve profesyonel hayatının yaklaşık on yılını geçirdiği Milano’ya, 16 yıl sonra bu kez kendi markası Lug Von Siga ile dönüyor. İstanbul’a döndükten sonra 2010’da kurduğu marka, zaman içinde kültürel referansları, baskı, kumaş manipülasyonu ve nakışla kurduğu ilişki ve zanaat anlayışıyla kendi tasarım dilini oluşturdu. Ağış bu dönüşü, Milano’dan edindiği disiplin ve deneyimin zaman içinde kendi kültürü, zanaat anlayışı ve tasarım diliyle birleştiği bir yolculuğun devamı olarak tanımlıyor. Dolayısıyla Milano yolculuğu, geçmiş deneyimleri, kültürü, zanaat anlayışı ve tasarım diliyle yeniden buluşturan bir eşik olarak okunabilir. Bu açıdan koleksiyonun “özlem”, “dönüş” ve “hafıza” kavramları yalnızca tematik birer başlık değil, tasarımcının kişisel yolculuğuyla da kesişen bir arka plan oluşturuyor.

Çeyiz sandığından çağdaş tasarıma

Lug Von Siga markasının kültürel mirasla kurduğu ilişkide zanaat, yalnızca geçmişten devralınan bir estetik referans olarak değil, çağdaş tasarım içinde yeniden yorumlanan bir üretim bilgisi olarak karşımıza çıkıyor. Gül Ağış, el işçiliğiyle kurduğu ilişkinin çocukluğuna uzandığını anlatıyor. Tokat’ta bayramlarda geniş ailenin bir araya geldiği zamanlarda kuzenleriyle nakış işlediğini; babaannesinin iğne oyalarını ve annesinin yaptığı dantelleri incelediğini söylüyor. Bugün Anadolu’nun farklı bölgelerindeki kadın zanaatkarlarla kurduğu üretim ilişkisi de bu kişisel hafızanın profesyonel tasarım pratiğine uzanan tarafını oluşturuyor. Bu nedenle Il Silenzioda karşımıza çıkan el işçiliği, ELLE Türkiye’nin koleksiyon sunumuna ilişkin aktardığı üzere, Anadolu zanaat geleneğinden gelen bazı teknikler çağdaş silüetlerde yeniden yorumlanıyor; büyükannelerin çeyizlerinde karşılaşılan el işi detayları da koleksiyonda farklı biçimlerde karşılık buluyor. Burada önemli olan, mirasın olduğu gibi muhafaza edilmesi değil, başka bir tasarım dilinin içinde yeniden anlam kazanması.

Nitekim zanaatın kültürel miras niteliği yalnızca moda bağlamında değil, Türkiye’nin somut olmayan kültürel miras alanında da görünür. UNESCO, 2025 yılında Antep İşini İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne aldı. UNESCO’nun tanımında bu nakış tekniğinin özellikle anne ve büyükanneler aracılığıyla kız çocuklarına ve torunlara aktarılması; sözlü anlatım, gösterme ve uygulama yoluyla öğrenilmesi dikkat çekiyor. Aynı zamanda kadınların bir araya gelerek nakış işlerken hikayelerini paylaşması, zanaatın yalnızca teknik bir beceri değil, sosyal ve kültürel bir aktarım alanı olduğunu gösteriyor. Bu çerçevede Il Silenzio da çeyiz, nakış ve el emeğinin yeniden görünür olması, geçmişin nostaljik bir tekrarından çok, hafızada taşınan bir üretim bilgisinin çağdaş moda içinde yeniden okunması olarak değerlendirilebilir.

Bir mendilin taşıdığı hafıza

Koleksiyonun Anadolu referanslarından biri de mendil olarak öne çıkıyor.

ELLE Türkiye’nin aktardığına göre Ağış, ayrılık anında sevilen kişiye verilen mendili özlem ve yeniden kavuşma düşüncesiyle ilişkilendiriyor. Mendilin bu koleksiyondaki yeri ayrıca dikkat çekici; çünkü 2026’da yayımlanan bir araştırma, mendilin Türk kültürel belleğinde yalnızca gündelik bir tekstil nesnesi olmadığını ortaya koyuyor.

Tülay Gümüşer ve Elvan Özkavruk Adanır’ın çalışması; mendilin aşk, ayrılık, sadakat, özlem ve yas gibi duygularla ilişkilendirildiğini; sözlü kültür ve toplumsal ritüeller aracılığıyla kültürel aktarımın bir parçası haline geldiğini belirtiyor. Araştırmacılara göre mendil, duygusal hafıza ve kültürel kimliğin taşınmasında rol oynayan bir tekstil nesnesi olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle koleksiyondaki mendil, küçük bir nesnenin nasıl büyük bir hafıza taşıyabileceğini düşündürüyor. Bir kumaş parçası; bir ayrılık anını, bir bekleyişi ya da yeniden kavuşma umudunu taşıyabiliyor.

Sessizliğin tasarım dili

Il Silenzionun derinliği biraz da Ağış’ın tasarım kararlarında belirginleşiyor. Koleksiyonun beyaz ve beyazın farklı tonlarından oluşan paleti; ipek, şifon ve tafta gibi malzemeler; transparan katmanlar, nakışlar ve el işçiliğiyle birlikte çalışıyor. Ağış, beyazı yalnızca estetik bir seçim olarak değil, malzemenin ve el işçiliğinin daha fazla konuşmasına izin veren bir zemin olarak tarif ediyor. Renk yerine ışık, gölge, doku ve yüzey üzerinden derinlik yaratmayı amaçladığını söylüyor. Bu yaklaşım koleksiyonun sessizlik fikrini biçimsel olarak da taşıyor. Transparan katmanların birbirinin içinden görünmesi, kumaşın hareket ettikçe değişmesi ve bazı ayrıntıların ancak yakından fark edilmesi, “sessiz ama katmanlı” bir anlatım oluşturuyor. Desen, işlemeler ve el işçiliği ilk bakışta kendilerini göstermeleri yerine yaklaştıkça keşfedilen ayrıntılara dönüşüyorlar. İşlemelerde yoğunluk yerine detayın ve el emeğinin hissine odaklandığını belirten Ağış, bunu “daha az göstererek daha fazla hissettirmek” olarak açıklıyor. Il Silenzionun en güçlü tarafı burada ortaya çıkıyor:

Koleksiyon, sessizliği yalnızca beyaz bir paletle ya da sadeleşmiş formlarla temsil etmiyor. Görünür olan ile saklı kalan, ilk bakışta fark edilen ile yaklaşıldığında ortaya çıkan arasında bir ilişki kuruyor.

Zanaat, zaman ve sürdürülebilirlik…

Bu ilişkinin bir başka boyutu da zaman… Lug Von Siga’nın marka anlatısında sürdürülebilir yaşam, zanaat ve kültürel miras birbirinden ayrı başlıklar olarak değil, markanın tasarım felsefesinin birlikte düşündüğü alanlar olarak ifade ediliyor. Marka, üretim süreçlerinde çevresel sorumluluğu önemserken zanaatkarlık ve kültürel mirasla bağını da tasarım kimliğinin parçası olarak tanımlıyor.

Ağış’ın 2026 tarihli söyleşisinde de Anadolu’nun kadın zanaatkarları, kültürel bellek ve sürdürülebilirlik aynı çerçevede ele alınıyor. Markanın yaklaşımında daha yavaş ve bilinçli üretim fikri öne çıkarken, kadın zanaatkarlarla kurulan üretim ilişkisi yalnızca teknik bir hizmet ilişkisi olarak değil, karşılıklı iletişim ve üretim bilgisi üzerinden gelişen bir süreç olarak anlatılıyor. Bu bağlamda Il Silenzioda el işçiliğinin varlığı, sürdürülebilirlik kavramını yalnızca “daha az tüketmek” üzerinden düşünmek yerine, zamanı, emeği, bilgiyi ve kültürel aktarımı üretimin bir parçası olarak görmek için de bir alan açıyor.

2025 yılında Eflani çember dokumaları üzerine yayımlanan bir araştırma da geleneksel tekstil tekniklerinin çağdaş moda tasarımına aktarılmasının kültürel mirasın yaşatılması ve daha sürdürülebilir tasarım pratikleri açısından taşıdığı potansiyele dikkat çekiyor. Çalışma, geleneksel tekniklerin sürdürülebilirliğinin yalnızca korunmalarına değil; bilgi aktarımı, üretim, eğitim ve çağdaş tasarımla kurulan yeni ilişkilere de bağlı olduğunu ortaya koyuyor.

Dolayısıyla zanaatın çağdaş modadaki yeri, yalnızca geçmişten kalan motifleri yeniden kullanmakla sınırlı değil. Asıl mesele, o motiflerin arkasındaki bilgiyi, emeği ve hafızayı geleceğe taşıyabilecek yeni biçimler yaratabilmek.

Mirasın sessiz dönüşümü

Bir yanda Mevlânâ ve Şems’in düşünce dünyasından beslenen içsel bir yolculuk; diğer yanda çocuklukta karşılaşılan nakışlar, çeyizlerde saklanan el işleri, Anadolu’nun zanaat bilgisi ve kadınların kuşaktan kuşağa aktardığı üretim deneyimleri var. Bunların arasında ise Milano’da edinilmiş tasarım eğitimi ve uluslararası moda deneyimi bulunuyor. Bu farklı katmanlar, koleksiyonun kültürel referanslarını doğrudan bir “gelenek” anlatısına dönüştürmeden çağdaş bir tasarım dilinin içine yerleştiriyor.

Ve sessizlik, tam da burada, yokluk değil; hafızanın kendisini duyurabileceği bir alan haline geliyor.

Kaynakça:

  • Çetin Kekeva, İdil. “Lug Von Siga Milano Moda Haftası’nda: Gül Ağış Anlatıyor.” OGGUSTO, 24Eylül 2026.
  • Yılmaz, Berrak Zeynep. “Lug Von Siga, Milano Moda Haftası’nda İlkbahar/Yaz 2027 Koleksiyonunu Sundu.” ELLE Türkiye, 24 Eylül 2026.
  • Şengünler Kemahlı, Enda. “Kültürel mirası geleceğe taşıyan tasarımlar: Gül Ağış ile kökler, bellek ve zanaat üzerine…” Cumhuriyet, 29 Mayıs 2026.
  • Lug Von Siga. “Brand Story.” Lug Von Siga Global. Lug Von Siga – Brand Story
  • Lug Von Siga. “Sustainability Projects.” Lug Von Siga Global. Lug Von Siga – Sustainability Projects
  • UNESCO. “Antep İşi, drawn thread embroidery of Gaziantep.” Intangible Cultural Heritage. 2025.
  • Gümüşer, Tülay & Özkavruk Adanır, Elvan. “A Small Textile Form with Profound Cultural Meaning: The Handkerchief in Turkish Culture.” TEXTILE: Cloth and Culture, çevrimiçi yayımlanma 25 Eylül 2026. DOI: 10.1080/14759756.2026.2719919.
  • Pınar Yeşil, Elif & Ketencioğlu, Emine. “Sürdürülebilirlik ve Kültürel Miras Bağlamında Eflani Çember Dokumaları ve Tasarım Uygulamaları.” Art Vision, 31(55), 205–218, 2025. DOI: 10.32547/artvision.1590633.
Visited 14 times, 1 visit(s) today

✨ KadınKöy Yazılarını Kaçırmayın!

Bu yazıyı beğendiyseniz, yeni yayımlanacak içeriklerimizden anında haberdar olmak için e-bültenimize katılın.

↑
Close
E-Bülten

KadınKöy Dünyasına Katılın 🌸

En güncel yazılarımız, ilham verici içeriklerimiz ve özel bültenlerimiz doğrudan e-posta kutunuza gelsin.