Patriyarkanın ortaya çıkışını anlamak
Patriyarkanın, yani erkeklerin toplumsal, ekonomik ve siyasal alanlarda kadınlar üzerinde daha fazla güç sahibi olduğu düzenin, ne zaman ve nasıl ortaya çıktığı uzun zamandır antropoloji, arkeoloji ve tarih alanlarının önemli sorularından biridir. Bu soruya verilen cevaplar ise birbirinden oldukça farklıdır. Bazı araştırmacılar tarım teknolojilerindeki değişime, bazıları servet ve miras düzenine, bazıları savaş ve şiddete, bazıları ise devlet ve hukuk kurumlarının ortaya çıkışına dikkat çeker.
Bugün bu konuda tek bir açıklamanın yeterli olduğu düşünülmemektedir. Patriyarkanın ortaya çıkışı, farklı ekonomik, toplumsal ve siyasal süreçlerin belirli tarihsel koşullarda birbirini güçlendirmesiyle gerçekleşmiştir. Üstelik Çatalhöyük gibi Neolitik yerleşimler, tarımın ve yerleşik hayatın tek başına erkek egemenliğine yol açmadığını göstererek bu soruyu daha da karmaşık hale getirmektedir. Burada ele alınan yaklaşımların, geçmişe ait toplumsal ilişkilerin doğrudan gözlemlenmesine değil, bilim insanlarının arkeolojik buluntular ve sınırlı maddi kanıtlar üzerinden yaptıkları çıkarımlara dayandığını göz önünde bulundurmak gerekir. Bu nedenle aşağıdaki tartışmayı, geçmişin kesin ve değişmez bir tasviri olarak değil, mevcut kanıtların farklı biçimlerde yorumlanmasıyla oluşturulmuş bilimsel açıklamalar olarak okumak daha sağlıklı olacaktır. Bu nedenle patriyarkanın ortaya çıkışını anlamak için farklı yaklaşımlara ve bunların sınırlarına birlikte bakmak gerekir.

Tarım ve saban hipotezi
Saban hipotezinin temel varsayımı
Patriyarkanın ortaya çıkışını üretim teknolojisindeki değişimle açıklayan en önemli yaklaşımlardan biri Ester Boserup’un Saban Hipotezi’dir. Boserup’un 1970’te geliştirdiği yaklaşım daha sonra Alberto Alesina, Paola Giuliano ve Nathan Nunn tarafından geniş tarihsel ve etnografik veriler kullanılarak test edilmiştir. Bu yaklaşıma göre önemli kırılma, insanların tarım yapmaya başlaması değil, nasıl tarım yaptıklarıdır. Çapa ve kazı çubuğunun kullanıldığı tarım biçimlerinde kadınların tarımsal üretimde önemli bir rol üstlenebildiği düşünülür. Çünkü bu üretim biçimleri, saban tarımına kıyasla daha az fiziksel güç gerektirir ve çocuk bakımıyla birlikte yürütülmesi daha kolaydır.
Saban tarımının toplumsal cinsiyet rollerine etkisi
Ağır hayvanların çektiği sabanın kullanılmaya başlanmasıyla durum değişmiştir. Sabanla toprağı işlemek daha fazla fiziksel güç ve sürekli emek gerektiriyordu. Bu nedenle erkekler tarımsal üretimde daha fazla rol almaya başladığı iddia edilebilir. Aynı zamanda geniş tarlalarda yapılan bu çalışma biçimi, küçük çocukların bakımını üstlenen kadınların üretime katılımını zorlaştırmış olabileceği tezin önemli çıkış noktalarındandır. Böylece kadınların üretimden kısmen çekilmesi ve ev içindeki faaliyetlere yönelmesi, zamanla toplumsal cinsiyet rollerinin daha belirgin hale gelmesine giden bir süreç oluşturduğu tahmin edilmektedir.
Alesina, Giuliano ve Nunn’ın çalışmalarında da tarihsel olarak saban tarımı yapan toplumların torunlarında kadınların iş gücüne katılımının, şirket sahipliğinin ve siyasal temsillerinin daha düşük olduğu görülmüştür. Bu toplumlarda erkek çocuk tercihinin de daha güçlü olduğu bulunmuştur. Bu sonuçlar, geçmişteki üretim biçimlerinin yalnızca ekonomik yapıyı değil, toplumsal cinsiyetle ilgili uzun süreli tutumları da etkileyebileceğini düşündürmektedir.
Saban hipotezine yönelik eleştiriler
Saban Hipotezi patriyarkanın tek başına açıklaması değildir. En önemli eleştiri, yaklaşımın teknolojik değişime fazla ağırlık vermesidir. Saban kullanmayan bazı toplumlarda da güçlü patriyarkal yapıların bulunması, sabanın tek başına erkek egemenliğini açıklayamayacağını göstermektedir. Ayrıca kadınların tarımsal üretimden çekilmesinin yalnızca fiziksel güç farklılıklarından kaynaklanmadığı; mülkiyet, miras ve emeğin nasıl değerlendirildiğinin de belirleyici olabileceği ileri sürülmüştür. Dolayısıyla saban, patriyarkanın doğrudan nedeni olmaktan çok, bazı toplumlarda erkeklerin ekonomik üretimdeki rolünü güçlendiren koşullardan biri olarak düşünülebilir.

Sürü serveti, biyolojik babalık ve miras
Bitki yetiştiriciliğinden sürü servetine geçiş
Başka bir yaklaşım patriyarkanın ortaya çıkışını hayvancılık, taşınabilir servet ve miras üzerinden açıklar. Bu model, Gerhard Bott tarafından Neolitik dönüşüm bağlamında ele alınmıştır.
Erken Neolitik dönemde bitki yetiştiriciliğinin gelişmesinde kadınların önemli bir rol üstlenmiş olabileceği düşünülmektedir. Yabani tahılların ekilmesi, baklagillerin ve yumruların yetiştirilmesi gibi faaliyetler kadınların daha önceki toplayıcılık bilgilerinin üretime aktarılması ile ilişkili olduğu öne sürülmektedir. Seramik gibi teknolojilerin gelişmesi de kadınların ekonomik ve sembolik rollerini güçlendiren faaliyetler olarak değerlendirilebilir. Ancak hayvanların, özellikle büyükbaş sürülerin, önemli bir servet biçimine dönüşmesiyle farklı bir ekonomik düzen ortaya çıkmıştır. Bir hayvan sürüsü yalnızca tüketilen bir kaynak değildir; çoğaltılabilir, biriktirilebilir, taşınabilir ve başka insanlara devredilebilir. Böylece servetin kimin kontrolünde olduğu ve gelecek kuşaklara nasıl aktarılacağı önemli hale gelir.
Babalığın ve mirasın önem kazanması
Buradaki kritik nokta babalığın belirlenmesidir. Eğer servetin babadan oğula aktarılması isteniyorsa, çocuğun babasının kim olduğunun bilinmesi ekonomik açıdan önem kazanır. Bu durum, kadınların cinselliği ve evlilik ilişkileri üzerinde daha fazla denetim kurulmasına yol açtığı tahmin edilmektedir. Böylece kadınların eş seçme özgürlüğünün sınırlandırılması, baba soyunun önem kazanması ve evlilik sonrasında kadının erkeğin ailesinin yanına taşındığı patrilokal düzenlerin yaygınlaşması arasında bir bağlantı kurulmuştur. Bu modelde patriyarkanın ortaya çıkışındaki temel zincir şu şekilde ifade edilebilir:
taşınabilir servet → miras ihtiyacı → babalığın önem kazanması → kadın cinselliğinin denetlenmesi → patrilineal akrabalık ve patrilokal evlilik.
Sürü serveti ve miras yaklaşımına yönelik eleştiriler
Ancak burada da önemli bir sorun vardır: Mülkiyetin ortaya çıkması otomatik olarak baba soyunu yaratmaz. Bazı toplumlarda servet annenin hattından aktarılmış veya annenin erkek kardeşinin çocuklarına bırakılmıştır. Dolayısıyla servetin bulunması tek başına patriyarkayı açıklamaz. Asıl önemli olan, servetin hangi akrabalık sistemi içerisinde aktarılmaya başlandığıdır.

Mülkiyet, devlet ve hukuk: Gerda Lerner
Lerner ve Engels’in kuramsal çerçevesi
Patriyarkanın ortaya çıkışına ilişkin en kapsamlı tarihsel açıklamalardan biri tarihçi Gerda Lerner tarafından geliştirilmiştir. Lerner, The Creation of Patriarchy adlı eserinde patriyarkanın tek bir anda ortaya çıkmadığını savunur. Ona göre patriyarka, özellikle Yakındoğu’da binlerce yıl süren ekonomik, toplumsal, hukuki ve siyasal dönüşümlerin sonucunda yavaş yavaş kurumsallaşmıştır.
Lerner’in yaklaşımı, daha önce Friedrich Engels tarafından özel mülkiyetin ortaya çıkışı ile kadınların toplumsal konumundaki gerileme arasında kurulan bağlantıyı geliştirir. Ancak Lerner meseleyi yalnızca özel mülkiyetle açıklamaz. Ona göre kadınların üreme kapasitesi ve emeği, toplumsal bir kaynak haline geldikçe kadınlar üzerindeki denetim de artmıştır.
Kadınların emeği ve üreme kapasitesi üzerindeki denetim
Bu sürecin önemli aşamalarından biri, savaşlarda ele geçirilen kadınların köleleştirilmesidir. Lerner’e göre erkeklerin bir insan grubu üzerinde mülkiyet ve tahakküm kurmayı öğrenmesinde kadınların köleleştirilmesi önemli bir rol oynamıştır. Daha sonra bu tahakküm biçimleri erkek kölelere ve diğer toplumsal sınıflara da uygulanmıştır.
Bir diğer önemli nokta, kadınların toplumsal konumunun erkeklerle kurdukları ilişki üzerinden belirlenmeye başlamasıdır. Erkeklerin toplumsal statüsü üretim araçlarıyla ilişkileri üzerinden belirlenirken, kadınların konumu giderek hangi erkeğe bağlı oldukları ve kiminle evli oldukları üzerinden tanımlanmıştır.
Devlet ve hukukun patriyarkayı kurumsallaştırması
Bu süreç devletin ortaya çıkmasıyla daha da güçlenmiştir. Hammurabi Kanunları ve Orta Asur Kanunları gibi erken hukuk sistemleri; kadınların evlilik, cinsellik ve aile içindeki konumlarını düzenleyen kurallar getirmiştir. Böylece daha önce toplumsal normlar aracılığıyla sürdürülen bazı cinsiyet ilişkileri devlet tarafından hukuken güvence altına alınmıştır.
Dinin ve eril otoritenin rolü
Lerner’in açıklamasında din de bu sürecin son aşamalarından biridir. Kadın tanrıların ve kadınların dinsel otoritedeki rollerinin zaman içinde gerilemesi ve eril tanrı anlayışlarının güçlenmesi, erkek egemenliğinin yalnızca ekonomik veya hukuki değil, aynı zamanda düşünsel ve dinsel düzeyde de meşrulaşmasına katkıda bulunmuştur.
Lerner’in yaklaşımına yönelik eleştiriler
Ancak Lerner’in modeli de eleştirilmiştir. En önemli sorun, açıklamanın büyük ölçüde Yakındoğu ve Batı tarihinin gelişimi üzerinden kurulmasıdır. Dünyanın farklı bölgelerinde devletleşme, mülkiyet ve akrabalık sistemleri farklı biçimlerde gelişmiştir. Bu nedenle Yakındoğu’da ortaya çıkan patriyarkalaşma sürecini bütün insanlık için geçerli tek bir model olarak kabul etmek mümkün değildir.

Savaş, şiddet ve erkek egemenliği
Savaş odaklı yaklaşımın temel varsayımı
Bir başka yaklaşım patriyarkanın ortaya çıkışında savaş ve örgütlü şiddeti merkeze koyar. Antropolog Marvin Harris ve William Divale, bu yaklaşımın önemli temsilcileri arasındadır. Bu modele göre nüfus baskısı ve kaynak kıtlığı arttıkça topluluklar arasındaki savaşlar yoğunlaşmıştır. Böyle bir ortamda fiziksel olarak savaşan erkeklerin topluluk açısından stratejik önemi artmıştır. Erkek savaşçıların prestij kazanması ve silahlı gücü kontrol etmeye başlaması, zamanla siyasal otoritenin de erkeklerin elinde toplanmasına yol açmıştır.
Bu yaklaşımda erkek çocukların savaşçı olarak görülmesi, bazı toplumlarda erkek çocuk tercihinin güçlenmesiyle ilişkilendirilir. Savaşın kadınları ganimet olarak görülmesine, çok eşliliğin yaygınlaşmasına ve kadınların siyasal karar alma süreçlerinden dışlanmasına da katkıda bulunabileceği ileri sürülür.
Savaş yaklaşımına yönelik eleştiriler
Savaşın patriyarkayı tek başına açıklayamayacağına dair önemli karşı örnekler vardır. Örneğin İrokua (Iroquois) Konfederasyonu gibi örgütlü savaş yürüten bazı toplumlarda kadınların siyasal karar alma süreçlerinde önemli roller üstlendiği ve matrilineal/matrilokal akrabalık düzenlerinin korunduğu bilinmektedir. Bu nedenle savaş, patriyarkanın zorunlu nedeni olmaktan çok, mevcut eşitsizlikleri güçlendiren veya hızlandıran bir katalizör olarak düşünülebilir.

Çatalhöyük: Tarım vardı ama patriyarka yoktu
Çatalhöyük’ün tarihsel ve arkeolojik önemi
Burada bütün bu teoriler açısından son derece önemli bir karşı örnek ortaya çıkar: Çatalhöyük. Çatalhöyük, yaklaşık M.Ö. 7000–6000 yılları arasında Orta Anadolu’da yaşamış büyük bir Neolitik yerleşimdir. Ian Hodder liderliğinde yürütülen uzun süreli kazı ve analizler, burada yoğun tarım ve hayvancılık yapan büyük bir topluluğun yaşadığını göstermektedir. Ancak elde edilen bulgular, Çatalhöyük’te belirgin bir patriyarkal veya toplumsal hiyerarşi bulunduğu fikrini desteklememektedir.
Beslenme ve emek açısından kadınlar ve erkekler
Biyoarkeolojik çalışmalar bu açıdan özellikle önemlidir. Kadın ve erkek iskeletleri üzerinde yapılan kararlı izotop analizleri, beslenme ve gıdaya erişim bakımından belirgin bir cinsiyet farkı olmadığını göstermektedir. İskeletlerdeki stres ve aşınma izleri de kadınlarla erkeklerin benzer fiziksel faaliyetlerde bulunduğuna işaret etmektedir. Tahıl öğütme, yük taşıma ve inşaat gibi ağır işler yalnızca tek bir cinsiyete ait görünmemektedir.
Gömü uygulamaları ve toplumsal statü
Gömü uygulamaları da benzer bir tablo ortaya koymaktadır. İnsanlar evlerin tabanlarının altına gömülmüş, ancak mezar uygulamalarında kadınlar ve erkekler arasında belirgin bir statü farkı görülmemiştir. Ayrıca genetik çalışmalar, aynı evin altına gömülen herkesin doğrudan biyolojik akraba olmadığını göstermektedir. Bu durum, toplumsal bağların yalnızca biyolojik soy üzerinden kurulmadığını düşündürmektedir.
Çatalhöyük’ün teoriler açısından önemi
Çatalhöyük’ün önemi tam da burada ortaya çıkar. Eğer tarım + yerleşik hayat + nüfus yoğunluğu otomatik olarak patriyarkaya yol açsaydı Çatalhöyük’te bunun izlerini görmemiz beklenirdi. Fakat bulgular böyle zorunlu bir ilişki göstermemektedir. Bu nedenle Çatalhöyük, patriyarkanın ortaya çıkışını açıklayan bütün determinist modeller açısından önemli bir sınır çizer: İnsanların yerleşik hayata geçmesi ve tarım yapmaya başlaması, kendi başına erkek egemenliğini yaratmamıştır.

Bu yaklaşımlar bize ne söylüyor?
Tek bir neden yeterli mi?
Bu yaklaşımların hiçbirinin tek başına patriyarkanın ortaya çıkışını açıklaması kolay görünmemektedir.
- Saban Hipotezi, üretim teknolojisinin toplumsal cinsiyet rollerini değiştirebileceğini gösterir. Fakat saban kullanmayan patriyarkal toplumlar, teknolojinin tek başına yeterli olmadığını gösterir.
- Sürü serveti ve miras yaklaşımı, taşınabilir servetin ortaya çıkmasının babalık, miras ve kadın cinselliği üzerindeki denetimi artırabileceğini öne sürer. Fakat mülkiyetin farklı akrabalık sistemleri içinde kadın hattından da aktarılabilmesi, servetin otomatik olarak patriyarkaya yol açmadığını gösterir.
- Lerner’in yaklaşımı, mülkiyetin yanı sıra savaş, kölelik, aile, devlet, hukuk ve din gibi kurumların birbirini nasıl güçlendirebileceğine dikkat çeker. Ancak bu modelin de belirli bir coğrafyanın tarihinden hareket ettiği unutulmamalıdır.
- Savaş ve şiddet yaklaşımı ise fiziksel gücün ve savaşçı statüsünün erkeklerin siyasal gücünü artırabileceğini savunur. Fakat savaşan toplumların tamamının patriyarkal olmaması, savaşın da tek başına yeterli olmadığını gösterir.
- Ve Çatalhöyük, bütün bu tartışmaya en önemli uyarıyı yapar: İnsanlar tarım yapabilir, yerleşik yaşayabilir, hayvan yetiştirebilir ve büyük topluluklar oluşturabilir; buna rağmen kadınlar ve erkekler arasında belirgin bir hiyerarşi ortaya çıkmayabilir.
Dolayısıyla patriyarkanın ortaya çıkışını açıklamak için tek bir “neden” aramak yerine, bazı koşulların bir araya gelmesine bakmak daha anlamlıdır. Taşınabilir servet, miras, babalığın ekonomik önem kazanması, patrilineal akrabalık, patrilokal evlilik, devletin ortaya çıkışı, hukuki düzenlemeler ve kadınların üreme kapasitesi üzerindeki denetim birbirini desteklediğinde erkek egemenliğinin kalıcı bir kuruma dönüşmesi mümkün hale geldiği söylenebilir. Buradaki kritik nokta ise şudur: Bu koşulların hiçbirisi tek başına patriyarkayı zorunlu kılmaz. Çatalhöyük ve farklı bölgelerdeki matrilineal veya matrilokal toplumlar, insanların aynı ekonomik veya teknolojik değişimlere farklı toplumsal kurumlarla cevap verebildiğini göstermektedir.
Sonuç: “Patriyarka nasıl ortaya çıktı?”
“Patriyarka nasıl ortaya çıktı?” sorusunun bugün için tek ve kesin bir cevabı yoktur. Farklı araştırmacılar bu sürecin farklı parçalarını öne çıkarmıştır. Ester Boserup, Alesina, Giuliano ve Nunn üretim teknolojisine; Gerhard Bott sürü serveti, babalık ve mirasa; Friedrich Engels ve Gerda Lerner mülkiyet, sınıf, devlet ve hukuka; Marvin Harris ve William Divale ise savaş ve şiddete dikkat çekmiştir. Ancak bu teorilerin karşılaştığı ortak sorun, patriyarkanın tek bir nedene indirgenememesidir. Tarım tek başına yeterli değildir; mülkiyet tek başına yeterli değildir; savaş da tek başına yeterli değildir.
Çatalhöyük bunun en açık örneklerinden biridir. Tarımın, yerleşik hayatın ve büyük bir topluluğun var olduğu bu Neolitik yerleşimde kadınlarla erkekler arasında belirgin bir hiyerarşinin ortaya çıktığını gösteren güçlü kanıtlar bulunmamaktadır. Bu da patriyarkanın insan toplumlarının kaçınılmaz sonucu olmadığını düşündürmektedir. Bu nedenle eldeki bulgulara dayanarak söylenebilecek en temkinli sonuç şudur: Patriyarka bir anda ortaya çıkmış tekil bir kurumdan ziyade, bazı toplumlarda ekonomik kaynakların, akrabalık ilişkilerinin, miras sistemlerinin, siyasal gücün, hukukun ve kadınların üreme kapasitesi üzerindeki denetimin birbirine eklemlenmesiyle zaman içinde oluşmuş bir toplumsal düzen biçimidir.
Kaynakça:
- marxistnkrumaistforum.wordpress.com
- feminisminindia.com
- britishmuseum.org
- oggusto.com
- flickr.com
- Alesina, Alberto, Paola Giuliano ve Nathan Nunn. (2013). “Toplumsal cinsiyet rollerinin kökenleri: Kadınlar ve saban” (On the Origins of Gender Roles: Women and the Plough). Quarterly Journal of Economics, 128(2), 469–530.
- Boserup, Ester. (1970). Kadının Ekonomik Kalkınmadaki Rolü (Woman’s Role in Economic Development). Londra: George Allen & Unwin.
- Divale, William ve Marvin Harris. (1976). “Nüfus, savaş ve erkek üstünlüğü kompleksi” (Population, Warfare, and the Male Supremacy Complex). American Anthropologist, 78(3), 521–538.
- Hansen, Carl W., Peter Sandholt Jensen ve Christian V. Skovsgaard. (2015). “Geleneksel tarım uygulamaları ve günümüzde cinsiyet oranı” (Traditional Agricultural Practices and the Sex Ratio Today). PLOS ONE, 10(12), e0190510.
- Hodder, Ian. (2005). “Çatalhöyük’te kadınlar ve erkekler” (Women and Men at Çatalhöyük). Scientific American, 290(1), 77–83.
- Hodder, Ian. (2014). “Çatalhöyük: Leopar beneklerini değiştiriyor – Son çalışmaların bir özeti” (Çatalhöyük: The Leopard Changes Its Spots – A Summary of Recent Work). Anatolian Studies, 64, 1–22.
- Lerner, Gerda. (1986). Patriyarkanın Yaratılışı (The Creation of Patriarchy). New York: Oxford University Press.
- Bott, Gerhard. (t.y.). “Neolitik Dönemde Ataerkilliğin ve Savaşın Kökeni” (The Origin of Patriarchy and Warfare in the Neolithic). The Invention of the Gods adlı eserin VIII. bölümünün İngilizce çevirisi. Horst Tran çevirisi.













