Yazar:• 2:04 pm• Kültür-Sanat

İhsan Raif Hanım: Sesini duyurmayı sürdüren bir kadın

Kimseye etmem şikâyet

Ağlarım ben hâlime

Titrerim mücrim gibi

Baktıkça istikbâlime

Bugün bu dizeleri duyduğumuzda çoğumuzun zihninde bir ayrılık hikâyesi canlanıyor. Belki kaybedilmiş bir sevgili, belki karşılıksız kalmış bir aşk, belki de insanın geçmişine dönüp baktığında duyduğu pişmanlık… Sözlerin gerçekçi hüznü, onları kendi hayatımızdan bir parçaymış gibi hissetmemizi sağlıyor. Oysa bu dizelerin ardında, henüz çocuk yaşta geleceği elinden alınan bir kız çocuğunun hikâyesi var.

Şiirin sahibi İhsan Raif Hanım, 1877 yılında Beyrut’ta dünyaya geldi. Babası Köse Mehmed Raif Paşa, Osmanlı Devleti’nde valilik ve nazırlık görevlerinde bulunmuş nüfuzlu bir devlet insanıydı. Ailesinin imkânları sayesinde edebiyat, musiki ve yabancı dil eğitimi alan İhsan Raif’in önünde, kendi yeteneklerini geliştirebileceği bir hayat bulunuyordu.

Fakat bazen bir insanın geleceğini değiştiren şey, kendi verdiği bir karar değildir. Bazen bir kapının açılması, ardından gelen korku ve başkalarının o korkuya verdiği karşılık, bütün bir hayatın yönünü değiştirmeye yeter. İhsan Raif’in hikâyesinde de böyle oldu.

Bir konağın içinde başlayan hikâye: İhsan Raif Hanım

İhsan Raif’in çocukluğu, İstanbul’un Nişantaşı semtindeki Taş Konak’la özdeşleşti. Uzun yıllar Şişli Kaymakamlığı binası olarak kullanılan bu yapı, bir zamanlar Köse Mehmed Raif Paşa’nın ailesine ev sahipliği yapıyordu.

İhsan Raif, dönemin imkânları içinde iyi bir eğitim almıştı. Edebiyata ve müziğe ilgi duyuyor, özel hocalardan dersler alıyordu. Şiirle kurduğu ilişki, yalnızca yetişkinlik döneminde ortaya çıkan bir uğraş değildi. Henüz genç yaşlarında şiire yönelmiş, halk şiirinin diline ve hece ölçüsüne ilgi duymaya başlamıştı. Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın da bu gelişimde etkisi olduğu aktarılır.

Ne var ki bir gün, çocukluğunun geçtiği konakta yaşanan bir olay, onun hayatını geri dönülmesi güç bir yola sokacaktı. İhsan Raif, kardeşi Belkıs’la odasında vakit geçirirken içeri tanımadığı bir adam girer. Reji memuru Mehmet Ali olduğu belirtilen bu adam, İhsan Raif’i kaçırmaya çalışır. Çocukların çığlıkları üzerine ise kaçar.

Adamın girişimi başarısız olmuştu. Fakat olayın ardından ortaya çıkan sonuç, asıl korkunç tarafı oluşturuyordu. İhsan Raif’in kendisine yöneltilen girişimde hiçbir sorumluluğu yoktu. Buna rağmen olay, aile içinde bir namus meselesi olarak ele alındı. Babası, kızını kendisini kaçırmaya çalışan Mehmet Ali ile evlendirmeye karar verdi.

İhsan Raif Hanım’ın bu karara nasıl karşı çıktığını, kendisine atfedilen sözler açıkça ortaya koyar: “Günlerce gözyaşı döktüm, haftalarca beni sevdiğim biriyle evlendir diye yalvardım. Fakat adalet konusunda Hazret-i Ömer gibi adil olan babam, bana adil olmadı.” Babasının adalet anlayışıyla kendi yaşadıkları arasındaki çelişkiyi dile getiren bu sözler, onun yalnızca istemediği bir evliliğe değil, kendi geleceği üzerinde söz sahibi olamamasına da itiraz ettiğini gösterir.

1890 yılında İstanbul’dan ayrılarak İzmir’e gönderildiğinde çocukluğunun geçtiği şehirden, ailesinden ve bildiği hayattan uzaklaşıyordu. Kaynaklarda olay sırasında 13 yaşında olduğu, evliliğin ve ayrılığın tarihleri anlatılırken ise yaşının farklı biçimlerde verildiği görülür.

İşte Kimseye Etmem Şikâyet şiirinin hikâyesi, bu ayrılışla ilişkilendirilir. Şiirin dizelerini yeniden okuduğumuzda, özellikle iki kelime üzerinde durmak gerekiyor: mücrim ve istikbâl. Mücrim, suçlu demek. İstikbâl ise gelecek.

Kendisine yapılanların sorumlusu olmadığı hâlde suçluymuş gibi hissettirilen bir çocuk ve önünde nasıl bir hayat olduğunu bilemeden geleceğine bakan bir genç kız… Şiirin gücü, yalnızca hüznünde değil, bu iki kelimenin yan yana gelişinde de saklı.

İzmir’de geçen yıllar

İstanbul’dan ayrılan İhsan Raif’in İzmir’deki hayatı, çocukluk döneminde başlayan evliliğinin içinde geçti. Bu evlilikten üç çocuğu oldu. Yıllar ilerledi; çocukluğunda kendisi için düşünülen gelecek, artık kendi çocuklarının da hayatını kapsayan bir gerçekliğe dönüşmüştü.

Burada onun hayatını yalnızca acıdan ibaret görmek, hikâyenin önemli bir bölümünü eksik bırakmak olur. İhsan Raif bir eş ve anne olarak yaşadığı yılların yanı sıra, şiirle ilişkisini sürdüren bir kadındı. Kendisini ifade etme imkânı bulduğu alanlardan biri edebiyattı.

Mehmet Ali Bora’ya duyduğu nefreti ise şu dizelerle açıkça ifade etmişti: “Sabreyle Ali, bir gün olup mat olacaksın; Ölsen dahi sen lanet ile yâd olacaksın.” 

Yaklaşık on dört yılın ardından İstanbul’a döndü ve evliliği sona erdi. Yirmili yaşlarının sonlarında, üç çocuğuyla birlikte yeniden İstanbul’daydı. Bu dönüş, geçmişte yaşananları ortadan kaldırmadı. Fakat hayatının bundan sonraki bölümünü yalnızca ilk evliliğinin belirlediği bir çerçevede anlatmamıza da gerek yok.

İhsan Raif’in hikâyesi, bundan sonra başka bir yöne ilerleyecekti. Çünkü onun edebiyatla ilişkisi, yaşadıklarını şiire dönüştürmekten ibaret değildi. Yazdıkları yayımlanacak, şiirleri okunacak ve kendisi dönemin edebiyat çevrelerinde tanınan bir isim hâline gelecekti.

Şiirlerini kendi adıyla yayımlamak

İhsan Raif’in şiirleri, kadınların edebiyatta daha görünür olmaya başladığı II. Meşrutiyet döneminin kültürel ortamında yayımlandı. Şiirlerinin bir bölümü Mehasin ve Rübab dergilerinde okurla buluştu. Bu ayrıntı önemli. Çünkü bir kadının şiir yazmasıyla yazdıklarının yayımlanması, okunması ve edebiyat çevrelerinde değerlendirilmesi aynı şey değildi. İhsan Raif, eserleriyle dönemin edebiyat ortamında yer edindi.

Şiirlerinde aşk, ayrılık, doğa ve kişisel duygular kadar millî meseleler de yer buldu. Rıza Tevfik’in etkisiyle yöneldiği hece ölçüsü ve halk şiiri geleneği, onun edebî kimliğinin belirgin özelliklerindendi.

1914 yılında yayımlanan Gözyaşları, şiirlerinin bir araya geldiği önemli eseriydi. Kadın ve Vatan da onun edebiyat hayatında anılması gereken eserleri arasında yer aldı. Daha önce, 1913’te Ey Ehl-i İslâm adıyla askerler için bir şiir yayımlamıştı. Eserlerinin bu çeşitliliği, İhsan Raif’in yalnızca tek bir şiirin yaratıcısı olarak hatırlanmasının ne kadar eksik kaldığını gösteriyor.

İhsan Raif Hanım, hece ölçüsünü kullanan ilk kadın şairlerimizden biri olarak anılır. Ahmet Haşim’in de onun şiirini ve hece ölçüsüyle kurduğu ilişkiyi takdir ettiği aktarılır. Bu değerlendirme, İhsan Raif’in edebiyat tarihindeki yerini anlamak açısından önemlidir.

Onu yalnızca bir şarkının sözlerini yazan kadın olarak hatırlamak, şiirlerinin geri kalanını görünmez kılar. Oysa İhsan Raif’in edebî kimliği, farklı konularda yazdığı şiirlerle, yayımladığı eserlerle ve müzikle kurduğu ilişkiyle birlikte değerlendirilmelidir.

Edebiyat çevresinde bir kadın

İlk evliliğinin sona ermesinin ardından İhsan Raif’in kısa süren bir evlilik daha yaptığı aktarılır. Anlatıya göre bu birliktelik yalnızca bir gün sürmüş; eşinin elini öpmesini istemesi üzerine İhsan Raif’in bunu reddetmesiyle sona ermiş.

Daha sonra yazar Şahabettin Süleyman’la tanışmış ve 1914 yılında onunla evlenmiştir. Fecr-i Âti topluluğuyla ilişkili olan Şahabettin Süleyman, İhsan Raif’in edebiyat çevresiyle kurduğu bağların daha görünür hâle gelmesinde rol oynamıştır.

Taş Konak’ta düzenlenen toplantılarda Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Ruşen Eşref ve Fazıl Ahmet gibi isimlerin bulunduğu aktarılır. Şiirlerin okunduğu, musikinin icra edildiği bu ortam, İhsan Raif’in edebî hayatının önemli bir parçasıydı.

Şahabettin Süleyman’la evliliği, onun hayatındaki tek önemli birliktelik olmayacaktı. Daha sonraki yıllarda, Avrupa’da tanıştığı Fransız şair Bell ile evlendi. Bell’in Müslüman olup Hüsrev adını aldığı aktarılır. Böylece İhsan Raif’in hayatı, farklı dönemlerde farklı ilişkiler ve çevreler içinde şekillenmeye devam etti. Bu evliliklerin her biri, hayatının başka bir dönemine açılan bir kapıydı. İlki onu çocuk yaşta İstanbul’dan koparıp İzmir’e götürmüş, sonraki evlilikleri ise yetişkinlik yıllarındaki hayatıyla, edebiyat çevresiyle ve toplumsal konumuyla kesişmişti.

Şiirin kürsüye çıktığı yıllar

İhsan Raif’in hayatı, yalnızca özel hayatındaki gelişmelerden ve edebî çalışmalarından ibaret değildi. Balkan Savaşları döneminde Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nde gönüllü hemşirelik yaptı. Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin Osmanlı Hanımlar Heyeti’nde de etkin olarak çalıştı. Bu faaliyetler, dönemin kadınlarının savaş karşısındaki rollerini anlamak açısından önemli. Kadınlar yalnızca evlerinde bekleyen, yaşananları uzaktan izleyen kişiler değildi. Yaralılara yardım ediyor, yardım faaliyetlerine katılıyor, toplantılar düzenliyor ve yazılarıyla kamuoyuna sesleniyorlardı. İhsan Raif de bu kadınlardan biriydi.

Balkan Savaşları sonrasındaki büyük mitinglerde, Fatma Aliye ve Halide Edip gibi isimlerle birlikte kürsüye çıkarak şiir okuduğu aktarılır. Millî Mücadele yıllarında da şiirleri, yazıları ve konuşmalarıyla bağımsızlık mücadelesini destekleyen kadınlar arasında yer aldı. Burada onun hayatındaki dönüşümü görmek mümkün.

Bir zamanlar kendi geleceği hakkında karar verme hakkı tanınmayan çocuk, yıllar sonra topluluğun karşısına çıkıyor ve şiirini başkalarının duyabileceği bir sesle okuyor. Elbette bu, geçmişte yaşadıklarının bir anda ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Fakat İhsan Raif’in kamusal hayattaki varlığı, onu yalnızca çocuk yaşta evlendirilmiş bir kadın olarak anlatmanın yetersizliğini ortaya koyuyor.

Şiir, onun için yalnızca kişisel duygularını ifade ettiği bir alan değildi. Aynı zamanda toplumsal meselelerle ilişki kurmasının, vatan hakkındaki düşüncelerini dile getirmesinin ve diğer kadınlarla birlikte kamusal alanda yer almasının araçlarından biriydi. Bu yönüyle İhsan Raif’in hayatı, edebiyat tarihi kadar kadınların toplumsal hayattaki varlığı açısından da anlam taşıyor.

Bir kayıp, bir başka başlangıç

Mekteb-i Sultani’de de öğretmenlik yapan Şahabettin Süleyman’la geçirdiği altı yıllık mutlu evlilik boyunca İhsan Raif; Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Ruşen Eşref ve Fazıl Ahmet gibi isimlerin de bulunduğu bir edebiyat çevresinde yer aldı, şair kimliğiyle ilgi ve takdir gördü. Ancak bu mutluluk uzun sürmedi. Birlikte dinlenmek ve tedavi amacıyla gittikleri İsviçre’de Şahabettin Süleyman’ın İspanyol gribine yakalanarak birkaç gün içinde hayatını kaybetmesi, evliliklerini sona erdirdi. İhsan Raif, bu kaybın ardından duyduğu acıyı Söyletme adlı şiirinde şu dizelerle dile getirdiği aktarılır:

“Aşk rüya imiş gördüm, uyandım;
Muhabbet baki kalacak sandım;
Beyhüde yere ateşe yandım;
Bu acı bana ölümden beter.”

İhsan Raif’in hayatı, ilk evliliğinde yaşadığı baskı ve sonraki yıllarda karşılaştığı kayıplarla sınırlı değildi. Şiirleri ve edebî çevrelerle kurduğu ilişkiler, onun kendi döneminin edebiyat hayatında da yer edindiğini gösteriyordu. Buna rağmen kadınların özel hayatlarına ilişkin toplumsal beklentiler, zaman zaman eserlerinin ve şair kimliğinin önüne geçebiliyordu.

İhsan Raif, 1926 yılında Paris’te apandisit ameliyatı sırasında hayatını kaybetti. Henüz 49 yaşındaydı. Cenazesi İstanbul’a getirildi ve Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi. Ardında şiirler, besteler ve yalnızca hayatındaki trajedilerle değil, edebiyata katkılarıyla da hatırlanmayı hak eden bir miras bıraktı.

Bir şarkıdan daha fazlası

Bugün İhsan Raif Hanım’ı en çok Kimseye Etmem Şikâyet ile tanıyoruz. Şiirin Nihavend makamındaki bestesi de yıllardır farklı sanatçılar tarafından seslendiriliyor. Ancak onun edebî mirası bu eserle sınırlı değil. Kendi şiirlerinden bestelediği şarkılar ve başkalarınca bestelenen başka şiirleri de bulunuyor. Örneğin Neden Gülmesin Gül Gibi Yüzler dizesiyle başlayan şiiri de müzikle buluşan eserleri arasında. Gözyaşları ve Kadın ve Vatan ise edebiyat tarihindeki yerini anlamak için başvurulması gereken kitapları.

İhsan Raif’in hayatını araştırırken, onun yalnızca bir aşk şiirinin yazarı olmadığını tekrar tekrar hatırlamak gerekiyor. O, çocuk yaşta evlendirilmiş bir kız çocuğuydu; üç çocuk annesi oldu; evlilikler yaşadı, kayıplarla karşılaştı. Fakat aynı zamanda şiirler yayımladı, hece ölçüsüyle yazdı, edebiyat çevrelerinde yer aldı, yardım faaliyetlerine katıldı ve Millî Mücadele’ye destek verdi. Bütün bunları bir araya getirdiğimizde, karşımızda yalnızca hüzünlü bir şarkının ardındaki kadın değil, kendi döneminin edebiyatına ve toplumsal hayatına katkıda bulunmuş bir şair var.

Belki de bugün onun hikâyesini yeniden anlatmamızın nedeni, geçmişte yaşanan bir haksızlığı hatırlatmakla sınırlı değil. Aynı zamanda bir insanı, başına gelen tek bir olaydan ibaret görmemenin önemini de hatırlamak.

İhsan Raif’in hayatına yalnızca çocuk yaşta zorla evlendirilmesi üzerinden bakarsak, onun şiirlerini, müziğini, düşüncelerini ve kamusal hayattaki varlığını gözden kaçırırız. Onu yalnızca edebî başarılarıyla anlatırsak da hayatını şekillendiren toplumsal koşulları görmezden geliriz. Bu iki tarafı birbirinden ayırmadan hatırlamak gerekiyor. Şimdi o dört dizeyi bir kez daha okuyalım:

Kimseye etmem şikâyet

Ağlarım ben hâlime

Titrerim mücrim gibi

Baktıkça istikbâlime

Belki bu dizelerin arkasındaki hikâyeyi öğrendikten sonra onları artık yalnızca bir ayrılık şarkısı olarak dinleyemeyiz. Bazen bir şiir ya da şarkı, insanların hissedip de dile getiremedikleri şeyleri onlar adına anlatır. İhsan Raif Hanım’ın dizeleri de bugün, haksızlığa uğradığını hissedenlere duygularının başkaları tarafından da paylaşıldığını hissettiriyor. Belki de asıl soru, İhsan Raif’in neden şikâyet etmediği değil, onun hikâyesini dinlerken neden yalnızca şikâyetini duyduğumuzdur.

Çünkü İhsan Raif Hanım’ın hayatında hüzün vardı, ama yalnızca hüzün yoktu. Şiir vardı, müzik vardı, edebiyat vardı, mücadele vardı. Çocuk yaşta ve zorla evliliğin getirdiği haksızlıklara rağmen ayakta kalması, sevdiği şeylerin peşinden gitmesi, onu benzer adaletsizliklerle karşılaşan herkes için anlamlı bir örnek hâline getiriyor.

Ve bütün bunların arasında, kendi zamanının sınırlarına rağmen yazmayı ve sesini duyurmayı sürdüren bir kadın vardı.

Kaynakça:

teis.yesevi.edu.tr

catlakzemin.com

sehriyar.info

haberturk.com

commons.wikimedia.org

helezondergisi.com

Karadeniz Yağmur, Sibel. “İhsan Raif Hanım ve Nigâr Hanım evlilikleri örneğinde erken yaşta evlilikler.” Uluslararası Avrasya Sosyal Bilimler Dergisi 16, sy. 60 (2025): 1240–1255. https://doi.org/10.70736/ijoess.1650 

Visited 31 times, 1 visit(s) today

✨ KadınKöy Yazılarını Kaçırmayın!

Bu yazıyı beğendiyseniz, yeni yayımlanacak içeriklerimizden anında haberdar olmak için e-bültenimize katılın.

↑
Close
E-Bülten

KadınKöy Dünyasına Katılın 🌸

En güncel yazılarımız, ilham verici içeriklerimiz ve özel bültenlerimiz doğrudan e-posta kutunuza gelsin.