Yazar:• 11:17 am• Köşe Yazıları 1 Yorum

Bir kentin eşitliği tuvalet kuyruğunda ölçülür mü?

Kamusal tuvaletler yalnızca bir hijyen meselesi değil; şehirde kalabilmenin, hareket edebilmenin ve kent yaşamına eşit biçimde katılabilmenin önemli bir parçası.

Bir şehri değerlendirirken ulaşımına, parklarına, sokaklarına ve kültür merkezlerine bakıyoruz. Güvenli mi, yürünebilir mi, erişilebilir mi diye soruyoruz. Fakat kentin ne kadar eşit olduğunu anlamak için bakmamız gereken çok daha sıradan bir yer olabilir: kamusal tuvaletler.

Dışarıda uzun süre vakit geçirdiğiniz bir günü düşünün. Bir noktada tuvalete gitmeniz gerekiyor. Yakındaki işletmelere bakıyorsunuz. Müşteri değilseniz kullanamazsınız. Belediyeye ait bir tuvalet varsa temizliği konusunda emin değilsiniz. Geceyse güvenli olup olmadığını düşünüyorsunuz. Regl dönemindeyseniz başka ihtiyaçlar devreye giriyor. Yanınızda çocuk varsa mesele biraz daha karmaşıklaşıyor. Bütün bunların sonucunda çok tanıdık bir karar veriliyor: “Eve kadar tutarım.” Basit görünen bu cümlenin arkasında aslında büyük bir şehir planlaması meselesi var.

Erişilebilir ve iyi yönlendirilmiş bir kamusal tuvalet.

Görsel Kaynağı: Alexander Schimmeck / Unsplash

Şehirde kalabilmenin görünmez şartı

Kamusal alanı kullanabilmek yalnızca sokağa çıkabilmek değildir. O sokakta saatlerce kalabilmek, ihtiyaçlarını karşılayabilmek ve eve dönmek zorunda bırakılmadan kent yaşamına katılabilmektir.

UN Women, güvenli sanitasyona erişimi sağlık ve hijyen meselesinin ötesinde toplumsal cinsiyet eşitliğiyle bağlantılı bir konu olarak ele alıyor. Kamusal ve ortak alanlardaki tuvaletlerin kadınların ihtiyaçları düşünülerek planlanması gerektiğine dikkat çekiyor. WHO ve UNICEF verileri de kadınların ve kız çocuklarının ev dışında tuvalet kullanırken güvenlik ve mahremiyet konusunda erkeklerden daha fazla sorun yaşayabildiğini gösteriyor. Ortak kullanılan sanitasyon alanlarında gece güvenliği, taciz riski ve mahremiyet önemli sorunlar arasında. Yani mesele yalnızca tuvalet bulamamak değil. Mesele, bir insanın şehirde ne kadar özgürce kalabildiği.

Bir kahve almak zorunda mıyız?

Bugün birçok kentte kamusal tuvalet ihtiyacının kafeler, restoranlar ve alışveriş merkezleri üzerinden çözülmesi başka bir problemi beraberinde getiriyor: En temel bedensel ihtiyaçlardan birini karşılayabilmek için tüketici olmak. Bir kafeye girip içecek almak, bir AVM bulmak ya da bir işletmenin çalışanından izin istemek zorunda kalıyoruz. Böylece kamusal olması gereken temel bir ihtiyaç özel işletmelerin sorumluluğuna bırakılıyor. Paranız varsa biraz daha kolay. Yakınınızda açık bir işletme varsa biraz daha kolay. Ama yoksa şehir herkes için aynı şehir olmaktan çıkıyor. Kamusal tuvaletleri toplumsal cinsiyet açısından inceleyen araştırmalar, bu alanların yalnızca kentsel bir konfor unsuru değil; eşitlik, hareketlilik ve insan onuruyla ilişkili temel bir kamusal hizmet olarak değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.

Regl ürünlerine erişim, kamusal alanda eşit katılımın bir parçası.

Görsel Kaynağı: Annika Gordon / Unsplash

Regl olduğunuzda şehir değişiyor

Kamusal tuvalet tartışmasının kadınlar ve regl olan herkes açısından bir başka boyutu da menstrüasyon dönemi. Tuvaletin bulunması tek başına yeterli değil. Temiz su, sabun, çöp kutusu ve ped değiştirilebilecek temiz ve mahrem bir alan da gerekiyor.

UNICEF, dünya genelinde her ay yaklaşık 1,8 milyar kişinin menstrüasyonyaşadığını; buna rağmen milyonlarca kişinin uygun tuvaletlere, hijyen ürünlerine ve güvenli alanlara erişimde sorun yaşadığını belirtiyor. Bu noktada şehir planlamasının genellikle konuşulmayan bir sorusu ortaya çıkıyor: Kentler, içinde yaşayan bedenleri gerçekten tanıyor mu? Çünkü şehir yalnızca yollar, binalar ve meydanlardan değil; orada yaşayan insanların bedensel ihtiyaçlarından da oluşuyor.

Kent hakkı, ihtiyaçlar nedeniyle yolunu kısaltmadan şehirde kalabilmektir.

Görsel Kaynağı: Michael Fousert / Unsplash

Kadınlar neden hep önceden plan yapmak zorunda kalıyor?

“Çıkmadan tuvalete gideyim.” “Orada tuvalet var mı?” “AVM kaça kadar açık?” “Gece burada tuvalete girmek güvenli olur mu?” Bunlar küçük planlar gibi görünebilir. Fakat kadınların kentteki hareketlerini sürekli önceden hesaplamak zorunda kalmasının bir parçası. Nereye gidileceği kadar nerede durulabileceğini de hesaplamak gerekiyor. Kent hakkı, ihtiyaçlar nedeniyle yolunu kısaltmadan şehirde kalabilmektir.

UN Women’ın kent yaşamına ilişkin çalışmalarında kadınların güvenliği, hareketliliği ve kamusal alanlara erişiminin şehir planlamasıyla doğrudan bağlantılı olduğu vurgulanıyor. Aydınlatma, ulaşım ve yaya güvenliğiyle birlikte temel hizmetlere erişim de kadınların kamusal alanları kullanabilmesini etkiliyor. Kent hakkı bazen büyük kavramlarla değil, küçük ihtiyaçlarla ortaya çıkıyor. Bazen bir otobüs durağında, bazen karanlık bir sokakta, bazen de kapısında “Sadece müşteriler kullanabilir” yazan bir tuvaletin önünde.

Eşit şehir nasıl olur?

Çözüm aslında çok karmaşık değil: Daha fazla ücretsiz ve erişilebilir kamusal tuvalet, düzenli temizlik, iyi aydınlatılmış girişler, engelli bireylerin kullanabileceği alanlar, menstrüasyon ihtiyaçlarının düşünülmesi, çocuklarıyla dışarıda olan ebeveynlerin hesaba katılması ve yalnızca kadın-erkek ikiliğine göre tasarlanmayan güvenli seçenekler. Kamusal tuvaletleri toplumsal cinsiyet açısından inceleyen kapsamlı bir sistematik derleme, bu alanların değerlendirilmesinde beş ölçütün öne çıktığını gösteriyor: bulunabilirlik, erişilebilirlik, ücret karşılanabilirliği, kalite ve güvenlik ile kabul edilebilirlik, mahremiyet ve insan onuru… Bunların hiçbiri lüks değil.

Bir şehir, insanlara yalnızca sokaklarında yürüme hakkı verdiğinde eşit olmaz. O sokaklarda kalabilme hakkı verdiğinde eşit olur. Belki bundan sonra bir kentin ne kadar yaşanabilir olduğunu konuşurken yalnızca metrosuna, bisiklet yollarına ya da parklarına bakmamalıyız. Haritada kaç tane ücretsiz, temiz, güvenli ve erişilebilir kamusal tuvalet olduğunu da sormalıyız. Çünkü bazen eşitsizlik büyük meydanlarda değil, önünde beklediğimiz küçücük bir kapının arkasında saklanır.

Kaynakça:

  • UN Women (2016). Towards gender equality through sanitation access.
  • WHO ve UNICEF (2023). Women and girls bear brunt of water and sanitation crisis.
  • UNICEF. Menstrual hygiene.
  • UN Women. Gender Snapshot: SDG 11.
  • Lewkowitz, S. ve Gilliland, J. (2025). A Feminist Critical Analysis of Public Toilets and Gender.
Visited 22 times, 1 visit(s) today

✨ KadınKöy Yazılarını Kaçırmayın!

Bu yazıyı beğendiyseniz, yeni yayımlanacak içeriklerimizden anında haberdar olmak için e-bültenimize katılın.

↑
Close
E-Bülten

KadınKöy Dünyasına Katılın 🌸

En güncel yazılarımız, ilham verici içeriklerimiz ve özel bültenlerimiz doğrudan e-posta kutunuza gelsin.