Yazar: 2:38 pm Röportaj

Sahne Kadının!’ dan İlham Veren Bir Yolculuk: Sahneye ve Hayata Dair

Kadınların kendi hikâyelerini sahnede özgürce anlatabildikleri, duygularını ifade edebildikleri ve dayanışma içinde dönüşebildikleri bir alan hayal edin… “Sahne Kadının!” tam da bu hayalle, 2016 yılında tiyatrocu Talat Pamuk’un öncülüğünde kuruldu. Tiyatronun dönüştürücü gücünü, kadınların yaşam deneyimleriyle buluşturan bu oluşum; yalnızca bir tiyatro grubu olmanın ötesinde, kadınların kendilerini yeniden inşa ettikleri yaratıcı ve güvenli bir alan sunuyor.

Biz de KadınKöy olarak hem bu ilham verici yolculuğu hem de Sahne Kadının! çatısı altında sahneye çıkan kadınların yaşadığı dönüşümü, kurucusu Talat Pamuk’tan dinledik.

“Sahne ve kadın kavramları bir araya geldi”

Sahne Kadının’ın ortaya çıkışı, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ile 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nün kesişiminde şekillenmiş. Talat Pamuk, bu süreci şöyle anlatıyor:

“Uzun zamandır ‘Kadınlar için ne yapabiliriz?’ sorusu aklımdaydı. Bir gün Emma Watson’ın Birleşmiş Milletler’de yaptığı ‘HeForShe’ konuşmasına denk geldim. Kadın sorunlarının aslında insanlık sorunu olduğunu anlatıyordu. Bu konuşma, Sahne Kadının’ın ilk adımı oldu.”

Pamuk, doğaçlama tiyatronun doğası gereği çatışmadan çok iletişim ve birlikte üretim odaklı olduğunu ve bunun kadınların ruhuna çok uygun düştüğünü ifade ediyor:

“Kadınlar şiddet yerine diyaloğu seçiyor. Doğaçlamanın da buna ihtiyacı var. Birlikte hikâye oluşturmak kadınlara çok yakışıyor.”

“Dünyayı kadınlar yönetseydi…”

“Sorunları birlikte ele almak” ve “Sahne Kadının!” isimleri, belki de ilk bakışta ufak bir çelişki gösteriyor gibi görünebilir, ancak bunu açıklamak isterim:

Üniversite yıllarımdan beri tiyatro kulüplerinde, “Kadından komedi oyuncusu/yazarı olmaz!” gibi yanlış bir algıya karşı fikri mücadele halindeyim. Doğaçlama Tiyatro, özünde komediye dayalı bir sanat dalıdır; komediye ve diyaloğa… Her zaman ilham aldığım oyunculardan biri olan Robin Williams’ın “Dünyayı kadınlar yönetseydi, dünya tarihi 2 savaş yaşamamış olurdu. Sadece, 15 günde bir derin müzakereler yaşanırdı!” sözleri, harekete geçiren son nokta oldu. Bu cümle, nükteli yapısına rağmen, özünde ciddi bir gerçek barındırıyor: Kadınlar, şiddetten ziyade diyaloğu tercih ediyor ve ön plana çıkarıyorlar.

Doğaçlama Tiyatro, aynı zamanda bir “beraber hikaye oluşturma” sanatıdır, bu yüzden kim ne derse desin, ben kadınların bu alanda çok başarılı olabileceklerine inanıyorum… Ve 2016’dan bu yana buna defalarca şahit oldum!

“Dangal filmindeki gibi…”

Yıllar içinde kadınların sahnede gösterdiği başarıyı birçok kez deneyimlediğini söyleyen Pamuk, Hindistan yapımı Dangal filmiyle yaşadıkları süreci benzetiyor:

“Filmde deneyimli bir adam, kız çocuklarını güreşçi yapmak için yola çıkıyor. Tıpkı bizim doğaçlama tiyatroda kadınlarla birlikte yaşadıklarımız gibi. Öğrencilerim bu benzerliği fark edip filmi benimle özdeşleştirdiler.”

“Sadece sahne değil, hayat da paylaşılıyor”

Sahne Kadının sadece bir tiyatro atölyesi değil; aynı zamanda bir dayanışma alanı. Katılımcı kadınların sahnede özgürleştiğini, atölyenin dostluklara ve yeni başlangıçlara vesile olduğunu aktarıyor:

“Atölye katılımcıları, kendilerini daha önce karşılaşmadıkları kadar huzurlu, mutlu ve kendilerini ifade edebildikleri bir ortamda buluyorlar. Bu alanda yalnız kalmak yerine, hayata ortak bir pencereden bakabilecekleri başka insanlarla tanışıp, yaşadıkları pozitif duyguları paylaşabiliyorlar. Sevgi ve diğer tüm pozitif duygular, paylaşmakla azalmak yerine çoğalır ve bu paylaşımlar yalnızca sanatsal boyutla sınırlı kalmıyor.”

“Seyircinin zihninde kıvılcımlar yaratıyor”

Sahnedeki kadınların anlattığı hikâyeler, izleyicilerde de güçlü etkiler yaratıyor. Pamuk, özellikle erkek izleyicilerden gelen dönüşlere dikkat çekiyor:

“Oyundan sonra ‘Evet ya, gerçekten böyle bir sorun varmış’ diyen erkek izleyiciler oldu. Hatta oyunun müziğini yapmak, afişini tasarlamak, sosyal medya desteği vermek isteyen gönüllüler çıktı. Seyirci değiştikçe, toplum değişiyor.”

Bugüne kadar Kadıköy, Beşiktaş ve Beyoğlu gibi semtlerde 80’den fazla oyun sahneleyen Sahne Kadının, kadınların sesiyle sahnede bir dönüşüm başlatmayı sürdürüyor.

Sahne Kadının yalnızca sanatsal bir üretim alanı değil; aynı zamanda kadınlar arasında kurulan bağlarla bir dayanışma ağına dönüşüyor. Katılımcıların sahnede kendilerini huzurlu, özgür ve kabul görmüş hissettiklerini söyleyen Pamuk, “Birbirine iş bulanlar, ev arkadaşı olanlar, hatta evlenen çiftler bile çıktı. Ama romantik niyetlerle gelenleri uyaralım, bizdeki aşk daha çok dostluk ve dayanışma üzerine,” diyor gülerek.

“Sahne Kadının’dan Büyüleyici Bir Anı: Tiyatro Sporu ve Seyirciyle Birleşme”

Talat Pamuk, Sahne Kadının tiyatro ekibinin unutulmaz bir anısını şu sözlerle aktardı:

“Bir tiyatro gecesinde, seyirciyle adeta bir bütün oldukları bir an yaşandı. O an, sadece sahneye odaklanmakla kalmadık, izleyicilerin de parçası olduğu bir gösteriye dönüştü.” Bu büyüleyici an, ekibin bir turnuva karşılaşmasında seyirciyle tamamen bütünleşerek oyunlarına duygu ve coşku kattığı anlardan biriydi. Seyircilerin hep bir ağızdan söyledikleri şarkılarla taçlanan bu performans, tiyatroda özel bir anın yakalandığını gösterdi. Keith Johnstone’ın sözleri akıllara geldi; Johnstone, tiyatroda böyle bir anın seyirciyi oyun parçası haline getirdiğini ifade etmişti. Talat Pamuk’un aktardığına göre, bu unutulmaz an sadece sahnedeki kadınlar için değil, izleyiciler için de duygusal bir anıydı. Tıpkı bir statta taraftarların marş söylediği gibi, bu sefer tiyatro sahnesinde seyirciyle bütünleşen bir performans sergilendi.

Her Zaman Böyle Keyifli Anılarımız Olmadı Tabii

Talat Pamuk, Sahne Kadının tiyatro ekibinin doğaçlama tiyatroda yaşadığı ilginç bir anıyı şu sözlerle paylaştı:

“İlk oyunlarımızdan birinde, bir kadın oyuncumuz, erkek karakteri canlandırırken, yanındaki eşi rolündeki arkadaşına ‘Sen kadınsın, sen sus!’ dedi. O an, doğru bir tonlamayla veya farklı bir karakter tarafından söylenseydi, çok daha değerli bir anlam taşıyabilirdi. Ama o, oyuncumuzun ilk oyunlarından biriydi ve bu durum, bir şaka gibi algılandı. Salondan hiç ses çıkmadı, oyuncular şok oldular, kuliste bu söz nedeniyle hesap sormaya kalktılar.”

Pamuk, o dönemde yıllarca tiyatro deneyimi olduğu için durumu açıklamak ve ekibini barıştırmak zorunda kaldığını, bununla birlikte başarıyla bu sorunu çözdüğünü belirtti. Keith Johnstone’ın doğaçlama tiyatroya yeni başlayan oyuncularla ilgili söylediği bir sözü hatırlatarak, “Yeni oyuncular, çoğu zaman içlerinde bastırılmış olan şiddet ve cinsellikle ilgili duyguları, travmaları dışa vurma eğilimindedirler,” diyerek, yaşanan olayın nedenini anlamaya çalıştığını vurguladı.

Sonrasında, Pamuk, aynı cümleyi bir Güneydoğu Anadolu turunda bir rehberin, bir tartışma sırasında kadın bir misafirine söylediğine şahit olduğunu belirterek, toplumda ele alınması gereken daha ciddi bir konuya dikkat çekti. O anıları ve duyguları, sadece tiyatro ekibinin “mutfağında” kalarak, daha sonra sahneye taşındıklarını söyledi.

Kadın Emeğinin Görünmezliğini Kırmak: Sahne Kadının!’ın Rolü

Sahne Kadın, kadın emeğini sahneye taşıyan ve görünürlüğünü artıran bir oluşum olarak hem Türkiye’deki hem de dünya genelindeki kadınların karşılaştığı engelleri aşmak için önemli bir mücadele veriyor. Sahne Kadının kurucusu Talat Pamuk, bu mücadelenin global bir sorunun parçası olduğunu vurguluyor. Kadın hakları ve toplumdaki yeri konusundaki gelişmelerin zaman zaman yüzeysel ve yanlış anlaşılabileceğine dikkat çekiyor, örneğin Hollywood’daki kadın oyuncu temsili üzerine yapılan değişikliklerin ve “Me Too” hareketinin, doğru bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Pamuk, Türk kadınının Mustafa Kemal Atatürk ve devrimleriyle önemli haklara kavuştuğunu ancak kadın emeği ve kadın haklarının hala yeterince görünür olmadığını ifade ediyor. Özellikle toplumsal medya ve basında, kadınların emeği ve hakları genellikle 8 Mart gibi günlere sıkışıp kalıyor ve yıl boyu dikkate alınmıyor.

Sahne Kadının ise, bu döngüyü kırmak için kadınların sesine yer açıyor, sanat yoluyla özgürleşmelerini sağlıyor. Pamuk, kadınların sanatsal yaratıcılıklarını rahatça ifade edebilmeleri için bir alan yaratmaya çalıştıklarını ancak bazen toplumun bu özgürlüğü kabul etmekte zorlandığını belirtiyor.

Sahne Kadının kurucularından Talat Pamuk, KadınKöy gibi toplumsal dönüşüm hareketlerinin bu konuda büyük bir rol oynayabileceğine inandıklarını ve daha fazla destek bulması gerektiğini vurguluyor ve ekliyor, ne mutlu ki KadınKöy gibi oluşumlar var, umarım sayıları da, takipçileri de çok ama çok daha fazla olurlar…Pamuk’un mesajı, kadınların görünürlüğünün artması için hep birlikte daha fazla çaba sarf edilmesi gerektiğini anlatıyor.

Katılımcı kadınlar da bu dönüşümü kendi sözleriyle şöyle anlatıyor:

Deniz (Hemşire):
“Pandemiden sonra çok bunalmıştım. Tam ‘nefes almak istiyorum’ dediğim anda Sahne Kadının’ dan bir mesaj geldi. Sahnede durmayı, konuşmayı öğrenirken bir kadın ağı oluştu. Bu topluluk bana bir sürü arkadaş, iki dost, bir de yeğen verdi.”

Aylin (Profesyonel Oyuncu):
“Kadınlar genelde ‘Benim hikâyem yeterli mi?’ sorusuyla geliyor. Ama birlikte alan açtıkça o şüpheler eriyor. Yerine güven, kabul ve ortaklık geliyor. Biz burada yalnızca tanıklık etmiyoruz; hikâyeleri taşıyor, büyütüyoruz.”

Sevgi (Emekli):
“Hiç düşünmeden dahil oldum. Merakla başladım ve ‘iyi ki’lerimden biri oldu. Her cumartesi giderek artan dostluk, öğrenme ve eğlenceyle dolu bir süreçti.”

Simla (Öğrenci):
“Taşıdığım duygular karışıktı: merak, çekince, ifade ihtiyacı… Ama zamanla sahneye çıkmanın sadece bir performans değil, bir dönüşüm biçimi olduğunu gördüm. Artık sahne benim için bir ifade özgürlüğü alanı.”

Sahne Kadının’ın bugüne dek İstanbul’un çeşitli semtlerinde sahnelediği 80’den fazla oyun, yalnızca kadınlara değil izleyicilere de dokunuyor. Erkek izleyicilerden “Gerçekten böyle bir sorun varmış” gibi yorumlar aldıklarını söyleyen Pamuk, bu farkındalığın toplumsal dönüşümün ilk kıvılcımı olduğunu vurguluyor.

Kadın emeğinin hâlâ görünmez kılındığını belirten Pamuk, tiyatroya ve anlatıya dayalı alanlarda kadınların sesinin bastırılmasına dikkat çekiyor:
“‘Kadınlar sahnede gülemez’ gibi anlayışlara karşı biz ‘özgür kahkaha’ sunuyoruz. Ama adımız ‘Sahne Tarikatın’ olsaydı, belki daha çok görünürdük. Don Kişot gibi yel değirmenleriyle savaşıyoruz ama vazgeçmiyoruz.”

Sahne Kadının, kadının yaratıcı emeğini performansa değil, sahici bağlara ve gerçek anlatıya dayandırarak sahnede bir dönüşüm başlatmayı sürdürüyor. Doğaçlama tiyatronun kazandırdığı özgürlük ve cesaret, Sahne Kadının’ın sunduğu güvenli ve yargısız alanla birleşince; “Sahne, artık yalnızca bir yer değil, kendi sesimizi bulduğumuz bir keşfetme yolculuğuna dönüştü. İlk geldiğimiz halimizden çok daha güçlü, görünür ve “duyulmuş” hissediyoruz.

Kadın emeğini görünür kılmayı amaçlayan KadınKöy olarak biz de bu sesin çoğalmasına, duyulmasına ve kalıcı bir iz bırakmasına katkı sunuyoruz; çünkü sahneye çıkan her kadın, sadece kendi hikâyesini değil, hepimizin ortak mücadelesini anlatıyor.

Visited 6 times, 1 visit(s) today
Close