Yazar:• 2:38 pm• Köşe Yazıları

Mehmet Günsür’ün eşine yapılan yorumlar: Bir kadının görünümü neden herkesin meselesi?

Başarılar erkeklere, eleştiriler eşlerine… Bir kadının kim olduğu, ne ürettiği ve nasıl bir hayat yaşadığı bir kenara bırakılırken görünüşü herkesin değerlendirmesine açılıyor. Peki kadınların yüzü, bedeni ve güzelliği üzerinde bu kadar söz sahibi olduğumuzu bize kim söyledi?

Bir erkek oyuncu ödül aldığında başarısı, oyunculuğu ve yıllardır verdiği emeğin konuşulması gerekirken bir süre sonra gündemin yönü değişiyor. Ödül alan erkeğin başarısı bir tarafta kalırken yanında duran kadının görünüşü tartışmanın merkezine yerleşiyor. Kadının ne yaptığı değil, nasıl göründüğü konuşuluyor. Onu tanımayan insanlar, birkaç fotoğraf üzerinden kadın hakkında hüküm verebiliyor. Ardından bu hükümler sosyal medyada çoğalıyor, haber başlıklarına taşınıyor ve kadının adıyla birlikte anılmaya başlıyor.

63. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü alan Mehmet Günsür’ün eşi Caterina Mongiò ile birlikte verdiği fotoğraflar sonrasında yaşananlar tam olarak böyle bir tablo ortaya çıkardı. Mongiò, sosyal medyada görünüşü üzerinden yapılan yorumların hedefi oldu. Tartışma o kadar büyüdü ki daha sonra Kuruçeşme’de katıldığı bir etkinlikte Günsür’e eşine yönelik olumsuz yorumlar soruldu. Günsür, “Yorumlar umurumda değil. İsteyen istediğini de söyleyebilir.” yanıtını verdi.

Günsür’ün açıklamasından çok, kendisine böyle bir sorunun yöneltilmiş olması üzerinde durmak gerekiyor. Sosyal medyada birkaç kişinin yaptığı yorum, neden haber değeri taşıyan bir magazin gündemine dönüştürülüyor? Neden kadının fotoğrafı yeniden dolaşıma sokuluyor? Neden eşinin karşısına mikrofon uzatılıp bu yorumlar soruluyor? Üstelik burada yalnızca ünlü bir oyuncunun eşi olarak gündeme gelen bir kadın yok. Caterina Mongiò aynı zamanda yönetmen ve senarist. Tolga H. Yüceil ile birlikte yönettiği ve hikâyesine katkıda bulunduğu Kanaga adlı web dizisi, uluslararası festivallerde ödüller kazandı. Fakat bugün kaç kişi onun çalışmalarını biliyor? Kaç kişi adını bir yönetmen olarak duydu? Buna karşılık, fotoğrafını görüp görünüşü hakkında fikir sahibi olan kaç kişi var?

Bir kadının ne iş yaptığını, nasıl bir hayat kurduğunu merak etmeyenlerin, görünüşü hakkında bu kadar rahat hüküm verebilmesi asıl sorgulamamız gereken çelişki.

Bir kadının görünüşü üzerinde kim bu kadar söz sahibi?

Bir insanı güzel bulmak ya da bulmamak kişisel bir beğeni meselesidir. Ancak kişisel beğeninin başkasının onurunu zedeleyen toplumsal bir hükme dönüşmesi başka bir boyuttur. Bir fotoğrafı beğenmemek, o fotoğraftaki insanı aşağılamak için gerekçe oluşturmaz. Bir kadının yüzünü, bedenini ya da yaşını kendi estetik ölçülerimize göre değerlendirmek zorunda değiliz. Beğeni kişiseldir; aşağılama ise bir tercihten ibaret değildir.

Bir kadını güzel bulmayabilirsiniz ama bu, onu incitmek için kendinize hak tanımaz. Peki bu hak duygusu nereden geliyor?

Kadınlara yönelik güzellik beklentileri yalnızca reklamların, moda dergilerinin ya da kozmetik sektörünün dayattığı birkaç idealden ibaret değil. Bu beklentiler, kadınların toplumsal hayatta nasıl karşılandığını, nasıl değerlendirildiğini ve ne ölçüde kabul gördüğünü de etkiliyor. Kadınlardan genç görünmeleri, bakımlı olmaları, bedenlerini belirli ölçülerde tutmaları, yaşlanmayı belli etmemeleri ve her koşulda estetik açıdan kabul edilebilir bulunmaları bekleniyor. Üstelik bu beklentiler çoğu zaman bir tercih gibi sunuluyor. Oysa kadın, bu kalıpların dışına çıktığında yalnızca beğenilmemekle kalmıyor; alay edilmenin, küçümsenmenin ve açıklama yapmak zorunda bırakılmanın da hedefi olabiliyor.

Erkeklerin görünüşü de elbette eleştiriliyor. Ancak kadınların kamusal alandaki varlığı çoğu zaman yaptıkları işin yanında nasıl göründükleriyle de ölçülüyor. Başarıları, ilişkileri, annelikleri, yaşları ve bedenleri aynı anda değerlendirmeye açılıyor. Kadın bir meslek sahibi olsa da, bir ödül kazansa da, kendi hayatını kursa da görünüşü üzerinden verilen toplumsal sınavdan muaf tutulmuyor.

İşte güzellik algısının zorbalığa dönüştüğü yer burası: Bir kadının belirli bir güzellik standardına uymaması, ona saygısızlık etmek için gerekçe hâline getiriliyor. Sanki kadınlar kamusal alanda bulunabilmek için önce görünüşleriyle ilgili toplumsal onay almak zorundaymış gibi…

Kadınların yüzü neden bu kadar kolay kamusal tartışmanın konusu olabiliyor? Bir insanın görünüşü hakkında konuşmayı kendinde hak görenler, bu hakkı kimden aldı? Sosyal medyada bir hesabın arkasına saklanmak, söylenen sözün sorumluluğunu ortadan kaldırıyor mu?

Güzellik algısı ne zaman zorbalığın bahanesi oldu?

Sosyal medya, herkese konuşma imkânı verdi. Fakat konuşma imkânının genişlemesi, başkalarının hayatı üzerinde sınırsız söz hakkı anlamına gelmiyor. Bugün bir fotoğrafın altına yazılan yorum, birkaç dakika içinde binlerce kişiye ulaşabiliyor. Bir kişi bir kadının görünüşünü hedef alıyor; başkaları bu yoruma katılıyor, yeniden paylaşıyor, espriye dönüştürüyor. Sonra aynı sözler haberlerde, başka hesaplarda ve farklı tartışmalarda yeniden karşımıza çıkıyor.

Böylece bir kişinin kişisel yargısı, kalabalığın ortak hükmü gibi sunuluyor. Kalabalık büyüdükçe yapılan şeyin yanlışlığı değil, sanki meşruiyeti artıyor. Çok kişi söylüyorsa doğru, çok kişi gülüyorsa zararsız, çok kişi paylaşıyorsa konuşulmaya değer kabul ediliyor. Oysa bir aşağılama, binlerce kişi tarafından tekrarlandığında eleştiriye dönüşmez. Yalnızca daha büyük bir zorbalığa dönüşür. Üstelik bu döngüde kadın, kendisine yöneltilen yorumları görmezden gelmek zorunda bırakılıyor. Tepki verse fazla önemsemiş oluyor, cevap verse tartışmayı büyütüyor, sessiz kalsa yorumlar devam ediyor.

Kadının önüne her durumda bir başka yük bırakılıyor: Hem görünüşü üzerinden yargılanacak hem de bu yargıyla nasıl baş edeceğini başkalarının beklentilerine göre belirleyecek. Bir kadının kendisini savunması için önce incitildiğini kanıtlaması mı gerekiyor? İnsanların görünüşü üzerinden aşağılanmamak için neden bu kadar çaba göstermesi bekleniyor? Daha da önemlisi, bu yorumları yapanlar kendilerini nasıl bir konumda görüyor? Bir kadının yüzü hakkında karar verecek, bu kararı başkalarına duyuracak, sonra da hiçbir sorumluluk taşımadan hayatlarına devam edecek kadar yetkili olduklarını kim söyledi?

Bir erkeğin sevdiği kadın, neden başkalarının beğenisine sunuluyor?

2006 yılında evlenen çift, 20 yıldır birlikte ve üç çocuk sahibi. Mehmet Günsür’ün yıllar önce eşi için söylediği sözler de bu ilişkinin onun hayatındaki yerini gösteriyor. Mehmet Günsür daha önce eşi için “Onu bulduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Onunla her gün 10 kez evlenebilirim.” demişti.

Şimdi bir an için kendimizi onun yerine koyalım. Sevdiğiniz, hayatınızı paylaştığınız, yıllardır birlikte yaşadığınız insanın fotoğrafı bir gün binlerce kişinin önüne düşüyor. Tanımadığınız insanlar onun görünüşünü tartışıyor. Onu aşağılayan sözler yazıyor, başkalarını da bu tartışmaya davet ediyor. Üstelik bir süre sonra size dönüp eşiniz hakkında yapılan yorumlara cevap vermeniz bekleniyor.

Nasıl hissederdiniz?

Bir de kendimizi Caterina Mongiò’nun yerine koyalım. Bir etkinliğe eşinizle birlikte katılıyorsunuz. Fotoğrafınız çekiliyor. Ertesi gün insanların sizin hakkınızda konuştuğunu görüyorsunuz. Fakat konuşulan şey mesleğiniz, ürettiğiniz işler, hayatınız ya da kişiliğiniz değil. Hiç tanımadığınız insanların sizi nasıl bulduğu. Bir anda binlerce insanın gözünde, sizin seçmediğiniz bir tanımla anılmaya başlıyorsunuz.

Bir kadının bunu yaşaması için ne yapmış olması gerekiyor? Bir ödül törenine katılmak mı? Sevdiği insanın yanında durmak mı? Fotoğrafının çekilmesine izin vermek mi? Bir erkeğin sevdiği kadın neden başkalarının beğenisine sunuluyor? O kadının nasıl görünmesi gerektiğine kim karar veriyor? Daha da önemlisi, bir erkeğin eşini beğenmesi neden başkalarının estetik onayına ihtiyaç duyuyormuş gibi ele alınıyor?

Mehmet Günsür eşine duyduğu sevgiyi açıklamak ya da savunmak zorunda değil. Bir kadının eşinin sevgisine layık olup olmadığına karar vermek de kimsenin görevi değil. İki insanın birbirini sevmesi, dışarıdan bir güzellik değerlendirmesine tabi tutulacak bir ilişki meselesi değildir. Burada incitilen yalnızca bir kadının görünüşü değil; bir insanın en özel alanlarından biri olan ilişkisinin de başkalarının yargısına açılmasıdır. Sevdiğiniz insanın, sizinle kurduğu hayatın ve birlikte verdiğiniz kararların yabancıların onayından geçmesi gerektiğini düşünmek bile başlı başına rahatsız edici bir durumdur.

Kadınların görünüşü toplumsal mülkiyetimiz değil

Kadınların ne giydiği, nasıl yaşadığı, kiminle birlikte olduğu, nasıl yaşlandığı ve nasıl göründüğü üzerine konuşmayı kendinde hak gören bir anlayışla karşı karşıyayız. Bu anlayış bazen aile içinde, bazen iş hayatında, bazen sokakta, bazen de milyonlarca kişinin kullandığı sosyal medya platformlarında karşımıza çıkıyor. Mekân değişiyor ama kadının kendisini açıklamak zorunda bırakılması değişmiyor.

Bir kadının görünüşü neden toplumsal mülkiyetimizdeymiş gibi davranıyoruz? Neden onun fotoğrafını gördüğümüzde kendimizi değerlendirme, sınıflandırma ve hüküm verme makamında buluyoruz? Bir insanın görünür olması, onun hakkında her şeyi söyleyebileceğimiz anlamına mı geliyor?

Hayır.

Bir kadının fotoğrafı paylaşılmış olabilir fakat bu, onun onurunun da paylaşılmış olduğu anlamına gelmez. Tanınmış biri olabilir fakat tanınmış olmak, aşağılanmayı mesleğinin bir parçası olarak kabul etmek zorunda olduğu anlamına gelmez. Bir oyuncunun eşi olabilir fakat bu, kendi kimliğinin eşinin adı altında eritilebileceği anlamına gelmez.

Üstelik kadınların görünüşünü sürekli tartışmaya açan bu dil, yalnızca hedef alınan kadını incitmekle kalmıyor. Bu tartışmayı izleyen bütün kadınlara da bir mesaj veriyor: Görünür olursanız değerlendirileceksiniz. Beğenilmezseniz aşağılanabilirsiniz. Kalıplara uymazsanız bunun bedelini ödeyebilirsiniz.

İşte bu yüzden mesele bir ünlü çiftin sosyal medya gündeminden ibaret değil. Mesele, kadınların toplumsal hayatta hangi koşullarda kabul gördüğü ve bu koşulları kimin belirlediği. Güzellik algısı bir kadının kendisini nasıl hissettiğini, nasıl temsil edildiğini ve başkaları tarafından nasıl karşılandığını belirleyen bir baskı aracına dönüştüğünde artık kişisel beğeniden söz edemeyiz. Orada toplumsal bir yargı, hatta bir zorbalık biçimi vardır.

Bir kadını tanımak, onu yargılamaktan daha mı zor?

Belki de bugün Caterina Mongiò’nun adını bilmeyen binlerce kişi var. Yönetmenlik çalışmalarından, Kanaga’dan ya da mesleki üretimlerinden haberi olmayan insanlar… Fakat onun görünüşü hakkında bir kanaate sahipler. Bir kadının en büyük görünmezliği, herkesin onu konuştuğu ama kimsenin gerçekten kim olduğunu merak etmediği yerde başlıyor.

Mehmet Günsür aldığı ödülle, oyunculuğuyla ve emeğiyle anılmayı hak ediyor. Caterina Mongiò da kendi adı, mesleği ve ürettikleriyle tanınmayı hak ediyor. Birinin başarısının diğerinin görünüşü üzerinden gölgelenmesi, magazin gündeminin sıradan bir tesadüfü değil; kadınların hâlâ hangi ölçülerle değerlendirildiğini gösteren bir tablo.

Bir kadını güzel bulup bulmamak tamamen kişisel bir meseledir. Fakat bir kadını beğenmediğiniz için onu küçümsemek, görünüşünü topluca tartışmaya açmak ve onu bu yargıyla tanımlamak zorunda da değilsiniz. Kişisel beğeni, başkasının onuruna uzanabileceğiniz bir yetki belgesi değildir.

Sosyal medyada yazılan her yorumun haberleştirilmesi, her kişisel beğeninin magazin gündemine taşınması gerekmiyor. Bazen bir konuyu büyütmemek, bir insanın onurunu korumak adına gösterilebilecek en temel hassasiyettir. Bir kadının görünüşü üzerinden yapılan yorumları yeniden dolaşıma sokmak, ardından eşine bu yorumları sormak, o kadının hiç istemediği bir tartışmanın daha geniş kitlelere ulaşmasına neden oluyor.

Bir haberin ya da magazin içeriğinin hazırlanmasında yalnızca “İnsanlar ne konuşuyor?” sorusu değil, “Biz bunu yeniden gündeme taşıyarak kime ne yaşatıyoruz?” sorusu da sorulmalı.

Bir kadının görünüşünü beğenmeyebilirsiniz ama onu küçümsemek için sıraya girmeniz, bu küçümsemeyi yeniden gündeme taşımanız ve eşinden açıklama beklemeniz, kişisel bir beğeniyi toplumsal bir hükme dönüştürmekten başka bir şey değil. Her sosyal medya yorumunu haber değeri taşıyan bir gündem gibi sunmak zorunda değiliz. Bazen yapılabilecek en doğru şey, bir kadını daha fazla insanın önüne koymak değil, onun hakkında konuşan kalabalığa daha fazla alan açmamaktır. Çünkü bir kadının fotoğrafını herkes görebilir; bu, herkesin onun hakkında hüküm verme hakkına sahip olduğu anlamına gelmez.

Kaynakça:

Anadolu Ajansı. (1 Kasım 2026). 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ödüller verildi.

Berryhill, A., & Fuentes, L. (2023). Technology-facilitated violence against women: Taking
stock of evidence and data collection. UN Women & World Health Organization.

Fredrickson, B. L., & Roberts, T.-A. (1997). Objectification theory: Toward understanding
women’s lived experiences and mental health risks. Psychology of Women Quarterly, 21(2),
173–206.

Habertürk. (3 Kasım 2026). Mehmet Günsür’den eşiyle ilgili olumsuz yorumlara yanıt.

Sinema Müzik. (16 Aralık 2019). Kanaga’ya iki ödül de Asia Web Awards’dan geldi.

Habertürk. (6 Nisan 2026). Mehmet Günsür: Eşimle 10 kez daha evlenirim.

Visited 19 times, 2 visit(s) today

✨ KadınKöy Yazılarını Kaçırmayın!

Bu yazıyı beğendiyseniz, yeni yayımlanacak içeriklerimizden anında haberdar olmak için e-bültenimize katılın.

↑
Close
E-Bülten

KadınKöy Dünyasına Katılın 🌸

En güncel yazılarımız, ilham verici içeriklerimiz ve özel bültenlerimiz doğrudan e-posta kutunuza gelsin.